30.09.2008

30



*






Tamam. Pes ettik.
Yok musiki falan; otur, oturduğun yerde; uslu çocuk ol bakayım. Neyse şimdilik Beirut iyi gidiyor, ardından da Koop, daha ne olsun, ben yetinmeyi bilen bir insanım bilog. Tamam çirkin, etine dolmalık biri de olsam, yetinebiliyorum ya! Ona bak sen.

Nedir yani, geçen gün yeşil yandı, karşıdan karşıya geçiyorum. İnanmazsın, benimle aynı gözü taşıyan, bir suratla karşılaştım, nasıl kötü bir hismiş, kocaman gözlü bir yaratığın sana bakması, daha iyi anladım. Korktum ya! O da benimle aynı duyguları paylaştı eminim, bende ona; çok kötü, pis ve şaşkın bir ifadeyle baktım çünkü.

Aklıma geldikçe ürperiyorum bilog, ya evde yoksan ha!
Doğruyu söyle bana.
Hahhaha!
Zorlamıyorum seni değil mi?
Öyle bir hisle donatıldı bütün hücrelerimde, neyse geçiyoruz.

İnsan bazen, kafasını şöyle bir yokladığında, adam akıllı şeyler bulmak istiyor. Ehten, püften onca şey, ardına bakmak istemiyor insan da kardeşim, onca şey nasıl doluştu hangi ara, altı üstü otuz yıl yaşadım.

Bir devirik cümle öbeğinin de sonuna gelmiş bulunmaktayız. Diğer sayılı konu başlığımızda toslaşmak üzere.

Çok takılma bakayım.
Dağılın.





29


*

Otuz Eylül ikibinsekiz, sabahtan beridir, nerede ne şarkısı varsa, kıyıda, köşede, her yerde, ama bilog, inan her yerde...

dinliyorum, geçiyorum.

Dinliyorum.

Geçiyorum.

I ıh.

Dünyanın her hangi bir yerinde, bir tanrının kulu da benle aynı hisleri taşıyıp, bir musiki yapamamış mı kardeşim, ne biçim dünya bu be! Değiştirme şansımız var mı?

Öldü bu insanlık, öldü.


Cohen de iç geçirtiyor, ardından da sarıp, fırlatıyor.


Ne demiş nadide bir düşünürümüz “ hağyaaat beni nedennn yoğuruyorsun?”


hınıf.



.

28

*
Doğduğumdan beri on bir bin yüz seksen gün geçmiş, daha ne kadar geçecek ki…
Doğum günüme yüzkırküç gün var…
Hicri’ye göre 12 Rebiü'l-Evvel 1398 de doğmuşum.
Doğduğumda Fahri Korutürk cumhurbaşkanıydı.
Den den ekmek atmışbeş kuruşmuş.
Gene den den Dünya Kupasını Arjantin almış, haha negzel Arjantin dedim. Duydun mu?
İyi duyma, sessiz söyledim zaten.


Beni şu anda durdurabilirler, buna diyecek hiçbir şeyim yok, bundan bi kaç gün zaman önce durdursalardı çok kızardım. Neden durduruyon beni Dünya derdim, ahret kardeşimsin diye yapma böyle şeyler derdim. Şimdi durdur, durdurabildiğince, zaten pek bir sevimsiz zaman, yanında iş, yanında gri hava, onun da gölgesinde Asua.

Ben güzelken durmasın hiçbir şey, mesela saat aynı yerinde zıplasın durmadan, ah zaman ne acayip görevler edinmişsin kendine, neyse.

Kız kısmısının can sıkıntısını saçlarından çıkarma eylemine katıldım. Olan paracıklarıma oldu, başka ne oldu ben de bilmiyorum, belki de olan o güzel sırça serçe ürkek saçlarıma oldu. Yazık oldu.

Bu da geçti, Özgür efendi der ki; Asua bir geldin felaketle, ellerimde şimşekler, omuzlarımda yağmur bulutları, yükümü bıraktım, gittim. Gel ve gör burada da durum aynı, evet Poseidon yakın akrabam, ne yapabilirim. Hem insanlığa ilk atı veren tanrı değil miydi? Yanlış mı hatırlıyorum, olsun ne önemi var ki, yok işte, önemi yok.

Hem biri bir silah icat eder, adı poseidon olur, ben de gülerim birisine.

Ve kimse bilmiyor ki
Kaçmak istiyorum ve kaçıyorum. Kaçamam sanıyor önce tanrı, sonra insanlık; bak negzel kaçıyorum. Tanrı bilir tökezlenirim, tanrı bilir ayaklarım dolanır, ben bilirim mutluyum, ne önemi var ki, kaçıyorum. Ne güzel kaçmak ama hem de negzel kaçmak.

Sen de göremedin değil mi?
Neyse.

Zaman bitene kadar, tüm sözcükleri atacağım, zaman bitene kadar, seni içeceğim, zaman bitene kadar gözlerimi kapayacağım, zaman bitene kadar düşleyeceğim. Zaman bitecek, güzel biteceğim. Zamansız. Ara vermeden hayatlar, öpeceğim seni dudaklarından, pff.

Herkesin başına gelebilir Asua, bunda bir şey yok, şimdi gözlerini kapa, nefes al, yakında geçecek. Ve sen şimdi ne dersen de, ben bütünümden çoktan ayrılmışım. Geri gelmelerini bekliyorum. Üşüyorum, tamam hafif de yalnızlık karışmış olabilir geceye, hiç sorun etmiyoruz, dedim ya sana bekliyorum. Dönmelerini bekliyorum. Ve sen, ne dersen de, ben hep spastikleşeceğim laf aralarında. Eğitilebiliyor olmam güzel neyse ki.

Ve şimdi gökyüzünden biri düşse kucağıma, bakıp bakıp seni yad edeceğim. Başka sefere, o sefer geldiğinde, böyle olmayacağım.
Söz mü?
Söz.

.

29.09.2008

27


*



Üşümekten parmak uçlarımın rengi yeşile döndü sanırım. Düşünüyordum da aşkım tabularda gezer, hahah ne komediydi, ıyğğğğ hatta ivrenç aşk spastiki halleri, kalıyorsun orada, kronometre ilerliyor, yoksun ki o masada, haha ne komik haller. Bıyk, hahah!


Bir zamanlar vardı, güneş görünüyordu böyle, sıcak falan, susuyorduk negzel zamanlardı, dün gibi. Şimdi üşüyoruz, tırnak uçlarım ve dudaklarım yeşilden daha başka hangi renklere bürünebilsek kavgasında, hayat zor be dostum. Olmaz, gitmez böyle. Buna biri çıkıp, dur demeli. Üşütmemeli bizi hayat. Üşütse de şimdi olmaz, şöyle sıcak, sıcacık bir şeyler düşünmek istiyorum. Soğukta da olmuyor ki, yorgan desen oooo çok ağır.


Róisín Murphy ablamızdan öğrendiğimiz hareketleri; olur, olmadık yerlerde göstermiyoruz. Mümkünse evde biraz kendi, kendimizce çalışıp, en sevdiğimiz arkadaşlarımızın yanında, çotank yapıyoruz ki, rezil de olmayalım ve çok gülelim ki daha da çok eğlenelim, o zaman yaz daha çabuk geliyor. Ben geçen senelerde yapmıştım, yaz gelemese de, cep için bir güneş göndermişlerdi evimize, o da yeterli, ayakkabımın uç tarafına yerleştireceğim.


Küçük dolunayları siyaha boyadığını düşünüp, üzerine de küçük benekler yaptığını düşün, ipe diz, işte sana şa'ane bir bilezik, hem de dolunaylı, hem de benekli, dalmaçyalı bu dolunay bileziklerimiz, çok ucuz olup, çok harika ötesi bilek tutuculardır.


Yahu kitabın, editörünün alnından öpeceğim ve ona çiğ köfte ısmarlayacağım, o negzel kelime geçişleri ve ehemmiyeti, ehemmiyetsiz bir kapak adının, ehemmiyete dönüşürken ki, okuyucu savsaklamasını yaşıyorum. Bundan daha iyi bir tanım yapamazdım, inan bana okuyucu, ki okuyorsan hemen çıkmalısın.


Sen bilirsin.


Hiç ama hiç bana hitap eden bir musiki yok şu iki gündür. Ne yapacağım, hiç bu kadar musikisiz kalmamıştım.


Kime diyorum ben ya!

Uf ya uf!



.





28.09.2008

26

*


Çok sıkılıyor muyum bazı zaman; en az, herkeste olandan daha fazlaca, peki ne yapıyoruz bu durum için, sınırlarım dahilince en muhteşemini; yani şartları kendi adına olgunlaştırıp, bünyeyi rahat bırakıyoruz. Yetinmenin görece olduğu yüz yılımızda, görev bölümü yapıp, diziliyoruz sıralarca art arda, elimizde şekerli bonbonlar, neşe çığlıkları kulaklarımızda, nasıl ama, şa'ane değil mi? Evet, en şa'anelisinden geçmek bilmeyen, şa'ane taymlar.


Hem ki, kime ne yetmiş, yeten de neymiş? Pofff. Tuhaf ama güzel.


Esasında ayrılmak istemediğimi bilerek, yarım döngüsel bir biletten oluşuyordu tüm gerçeklik. Kulağa hoş geldiğini ileri sürmediğim, kendime sakladığım o parçayı ne kadar dinlemek istediğimle de ilintili olabilirdi, şimdilerde hiçbir şey söyleyemiyoruz. Arkadaşlarımız,Juan, Dali, yağmur, fırtına, merdivenler, İngiltere-Kızılay minibüsü, ve daha pek çok şeyi bıraktığımız kocaman bir şehirdi, sadece; sadece bu kadar mıydı? Değildi de, insanın söylemediği pek çok şeyin güzelliğinden olsa gerek, söylenemiyordu işte günlük. Söylenilmemeliydi.


Daha kaç film izleyebilirim ki, ya da kaç kitap okuyabilirim, ne kadar müzik dinleyebilir, yürüyebilirim, yani nereye kadar ki? Bir zaman sınırlaması var mıydı bunların? Varsa eğer yandık. Yer, zaman kaygısı olmadan, son nefes anına kadar. Uf. Nasıl süper.


Yürürsün ya günlük, sen yürümediğinden pek bilmezsin; kaldırımla, yolun bitiştiği yerde akan yağmur suyunu yakalamak istercesine bazı zaman hayat, gözüne kestirdiğin o köpüğü ne kadar takip edebildiğinle de ilintili, birilerine de olur mu? Esasen merak da ediyor değilim de, kaybetmemek istememle de ilgili işte, ne bileyim, aptal köpük, ayrılma gözümün önünden, olur mu?


Hayat, sen kaybedene kadar oysa. Ne zaman kazandık oysa...


Şimdi uzanıyor gibi yapıyorum, dirseklerim acıyor yine. Sen ol istedim ansızın, dokunayım ya da öpeyim, ne bileyim güleyim işte, sadece sen ol diye yanındakiler garnitüründen olsa gerek. Mesela parmaklarımın değdiği yer, ıslak saçların olsa,

ıslak saçların; onca safsatanın içinde tazelenmiş varlığının hazzı olsa gerek. Ben dahi bilmiyorum.


Neyse, geçiyoruz.


Çoğu kimseler için, önem arz eden çoğu şeyin, hiçbir şey olmadığını her defasında görmek, uf. Ne yorucu bilog. Bazen diyorum ki, kendimce hiçbir şey olamamak, nasıl güzel. Gerçi çoğu etraflarca, hiç olmak zordur. Bu tamamen etraflar canın sorunu...


öteki ihtimalin sıradan cazibesi; tuhaf, evet kabul ediyorum. Belkide en olmaması gerekenin, saçmaca olmuş olması, sinir bozucu. Nasıl geçireceğiz bakalım. Oysa anlaştık; yol+yemek+ssk+hafta sonu tatili filan artı yılda iki kere maaş zammı, daha ne olacak yahu, anlaştık işte.


Arka sıraya denk gelen yaşlı çiftin, pişkinliğe dem vurmuş, olgun ilişkilerinden diyaloglarla geçiyor yolculuğum. Hayretler, hayretleri kovalarken içimde, kadından tuhaf kahkahalar, yılların ağır tahribatlı intikam kelimeleriyle karışık çıkıyor gibi... Sonunda ikisi de gülüyor ve iç geçiriyorlar, bende kitabımdaki film setine, gönlün verdiği en rahat pozisyonda dönebiliyorum.

Birden aklıma “film setine geldin mi?” diye soran sesi geliyor. Ojesiz tırnaklarımla, sahili boydan boya adımlarken, bana bakıyor olma ihtimalinden, adımlarımı çıkarıyorum. Neyse, kitabıma bayılıyorum.


...


Saat on beş otuz civarı, hava bulutlu sanırım biraz uykuluyum. Massa'ya pitten çıkma cezası veriliyor, uyanıyorum.



.





20.09.2008

25

*

Hımmm


Ayın on dokuzunu yaşadığımı hatırlamıyorum, günlük. Bak burada da hiçbir belge niteliğinde bildiri yok. Neyse, geçelim yirmisine...


Şimdi bak diyor mesela, ne kadar ışıklıyım bu fotoğrafımda diyor, bulup, gönderiyor. Yanında iki kişi alan derinliğinde kalmış bir adam var sanırım arkada blura karışmış da olabilir, hatırlamıyorum.

Neyse, kısaca; keşke hep böyle olsam diyor. Olma diyebiliyorum, olmasan ya! Olma e mi? Olma! Ölürüm belki her gün yanında, sende pişman olursun, bu kadar güzel baktığına. Mihihihi(yapmacıksız, sahici gülüşüm ki)


Hani demek isterdim ki bilog, tutunamadığında, tutayım; tutunamadığımda, tut.


Diyemedim.


Bu akşam 23 pencere kenarı, 24 koridor kenarı ki hiç sevmem, Orhan Enişte nin kesin kez talimatı, fotoğraf makinesini de getirsin, hatta biletini ben alayım. Mihihihi. 24 koridor Canan Canon d350 23 pencere Asuman Ünsal 1, sağ ol enişte.


Gece yolculuklarını ve bir kadının tiz haykırışını hiç sevmiyorum. Bu gece gelirken, gece değilmiş gibi, geleceğim. Kuzey ülkelerinden birinde yaşadığımı düşünüp, yılın yarısını kaplayan karanlık bir gündüzde seyahat ettiğimi düşünüp, sevineceğim. Ve tiz sesli bir kadınla konuşurken, içimden seni geçireceğim.


Ayaklarım üşüyor, ve ben ayaklarım üşüyünce uyuyamıyorum. Ve ben İstanbul'a kafamda bulutlar, elimde seller, popomda üşümeler, üzerimde yağmurluk, heyecanımda sen, özlemimde Banu, Nazan ve Orhan, aklımda sanrılarımla gidiyorum. Havaya bak, inanamıyor gibi yapıp, yaşamak zorunda kalıyorum.




18.09.2008

24



*



Geç yatıp, erken kalkınca (bu bana sık olmaz) zamanın kendisiyle ilgili bir derdi mi var diye düşünmeden edemiyor insan. Saat on ikiyi gösteriyor, zira delirmiş bu zaman, bana akşam yedi olmuş gibi geliyor.


Ağır, aksak işte; belki de saatin değil de, zaman tamircilerinini suçudur. Adamlar neyi tamir ettiklerini biliyorlar mı acaba, gel sen koskoca, zaman sayacını tamir et, küçük bir bankın ardında, elinde iş makinen, didin dur.


Vay anasını, negzel iş.


Kaygı, tasa, cız bız, insan yiyen çipura, kulüp rakı, fasıl rakı, Oğuz Atay, Hank, tik tak, mahalleden kız yakalamaca, ekmek arası balıkadam, özgün spastik hallerim, vs... Bunlar ne hatırlatıyor sana günlük?


Immmm.

Düşüneyim

Tabutta aduket.


Darttttttttt, yanlış cevap, öldün.


Özgü Namal ve Haluk Bilginer e ne oluyor, hatta Onur Ünlü ye, hımm göreceğiz bakalım.


Kırtasiye malzemelerinden kendini, gözlerini, hücrelerini alamayan ben, kaç saat o kalem kutusuna baktım ya! Ne işin olur senin onunla, sorsana bir kendine, a benim yarım akıllı kızım derdi annem. Ne yapıyorsun orada? Ne şanslı çocuklar var, farkında olmamaları üzücü. Bize de zamanında bunları demişlerdi ama benim DMO dan gelen kırmızı kalemlerim vardı, ağzım, yüzüm, parmaklarım hatta picamam bile aynı renk dolaşırdık. Kalem kutum işse tahtadandı, sürgülü gibi, of ne severdim. Acayip başka işlevleri olduğunu düşünüp, hiç bulamazdım. Çocuktuk işte.


Optimist yayınları kampanya yapmış, ı ıh bişi yok. Olsa zaten neden olsun ki.

Ne biçim kitaplar yayınlamışlar, hahahah. “Kazanmak İsteyenler İçin Yanıtlar” sorular onlardan sanırım, ne güzel sınav hem soru hem de yanıt. Kaç kişi okuyup da ne kazandı bana ondan bahsetsinler, gerçek yaşam öyküleri duymak istiyorum.


Ne sanıyor ki insanlar, yaşıyoruz ve bitiyor, daha çok kariyerin, evin, araban olunca tabutuna zafer madalyası mı iliştirecekler.


Hahah. Sahi duvardan atlayan tabutlar, heyet i rovaşata, biten sigara, koyulan yol, yarım kalan kalabalık, hepsinini sonunda biten hayat. İşte yanıt bu, bitiyor hayat. Ne kadar başarılı olduğun seni oyalama taktikleri sadece, hihihih.





23

*
Saat, bu saat olmuş, gr uyku yok. Bu saatte feyspukta kim var ki diyerek, merak içinde açıyorum, bi Asuman Ünsal varmış, o da benim gibi hiç uyumuyor, biliyorum.

İş kötüydü bugün, saçma sapan işler hep bu dar zamanları bekliyor gibi, özellikle bekliyorlar. Akıllandım, öğrendim artık.
Bir kere bir şey demiştim ya hani dışarıdan faşist olup da, içinde yaşadığın savaşlarda esir alınmış gibisin, diye günlükçüm, şu sıralar...

Buket Uzuner’in yeni kitabı çıkmış, yabancı mecmua gibi, duruyor, hem küçük, hem de anlamsızca kalın, Arda ve Tuna’yı hatırladım, Arda’nın atladığında çıkan tak sesi hala kulağımda gibi, Mabel sakızları; Arap mı, çingene mi belli olmayan, kocaman küpeli kadına un bulanmış sert sakız.

Küçükken, her yaz memlekete giderdik, keyifli tren yolculukları olurdu, çok eğlenceliydi, gara indiğinde kulaklarındaki uğultu bir türlü geçmez. Demir tadını andıran is ise, ne burnundan. ne de ağzından giderdi. Hep ayazda inilir sanırdım trenlerden, biz sabaha karşı inermişiz oysa, sefer saatleri daha bilemediğim şeylerdi o sıra, küçükken sandığım her şey, hep olması gereken olduğu içinmiş de, kabullenmesi hep en kolayındanmış.Her yaz mahalledeki camiye Kuran öğrenmeye giderdik, ve ben ne özenirdim orada yaşayan çocuklara, hep eğlendiklerini düşünürdüm, oysa bizim oturduğumuz yer, daha eğlenceliymiş, şimdi fark ediyor olmam da ayrı tabi. Kuran kurslarından aklımda tek kalan, renkli mumlar yapıp, otrenin üzerine yapıştırmak,hahah renkli sümük gibiydiler oysa, ama nasıl keyifliydi. Kunut Duasını halen karıştırıyorum.

Neys.

Senaryo okumak ne kadar zor, beğendim çok, özelliklede çekimle ilgili yaptığın ön görülerini, kamera çekim alternatiflerini, kadının tırnaklarını, uğultulu sesin kesik, kesik gelip, boğuklaşmasını soldaki kül tablasını, nedense merdivenlerden ineceklerini düşünmüştüm, -ben merdivenlerden inen insanları severim dedim herhalde- hatırlamıyorum, neys en çok aradaki yorumlarını içtim.

Süperdi.


İtalik bir sopa arıyorum, bulanların en yakın çıkış kapısına gelmeleri rica olunur.

Sonuç olarak;

hepimiz,

bedenlere sıkıştırılmış hava gibiydik

ve parfümler,

kıyafetlerimizde bayatlıyordu.



Aramızda kalsın kovuğa yazasım var.
Şiirime burada son verirken, ne güzel iyi gecelerdi.

17.09.2008

22

*


Birazdan sıcak mercimek çorbasının yanında, Joan Baez dinleyecek olmam, beni çok heyecanlandırıyor. Tamam kabul ediyorum, heyecanlanacak bir şey değilmiş gibi görünse de, ben heyecanlanabilecek yetilerle donatıldım. Ve nelere heyecanlanmam gerektiğini bünyem kendisi önceden belirleyip, koordinatlarını giriyor, bana nokta atışı yapmak kalıyor, bakınız neys.


İzin için gerekli evrakları doldur, masama bırak dedi. Esasen bunu ben dedim de, sanki kendim oymuşum gibi düşünüp, öyle demiş olabilir miyim diye tekrar düşündüm ve hafta sonu yanındayım moncher.


İpekten bugün empüç maili geldi mi?

Gelmedi efendim, tamam adres defterine ulaşın.

Peki, efendim.


Müdür olmak harika bir duygu.

Kendini kandırmak ise daha da harika olanı.



Neyse ki hafta sonu, şahane bir kulak memesini öpmekten, daha keyifli olacak, ıyk. Ne iğrencim, hahaha. Evet.

Böyk

midem bulandı.





Özneye direk sen diye hitap edince o da bir afalladı, gizli özne kullanmak istemediğimi, ve diğer bütün şeyleri yüklenip gitmesini söyledim. Çıt yok. Bir özneye bu kadar açık olmak, tarihimde yok, gel gör ki bu özne çok başka.


Sağlıcakla.

Çatıdan bildireceğim.

Öperim.



21

*






ya benimsin ya da ölüsün!

aşağıda linkini verdiğimiz şarkımız ise,

tüm çikolata renkli dinleyicilerimize ve

sana* geliyor.





*mazeretsiz baltacı



20

*

Yahu

gerek olmayan onca şeylerden sonra böyle şeyler çok normal oluyor.

Gereksiz şeyler hep oluyor, biz bir şey diyor muyuz?

Bu olayı burada kapatıyorum.

Kızamadığımız başka günlerde görüşmek üzere dostlar.

Yolu sevgiden geçen biri vardı önceki yıllarda, çok sevgiden adam ne hale dönmüş,

ıyk.

Sevgisiz ve aşksız ve gereksiz şeyler dışı hayat çok güzel.


Geçiyoruz;


Sabah yeşil hırkamı aldığım için ne kadar şanslıydım oysa, yarı çıplak dolaşan insanlar var Ramazan demiyor insanlar, yarı çıplak dolaşıyorlar. Deniz fenerinin Almanya temsilcisi demiş ki, bağışlarınızı yedik, unutma bizi halkım. Hahah, böyle bir halk seni nasıl unutur, deniz kenesi, yapıştı, çıkmıyor.

Hayır adam yiyeceğini yemiş hatta adamlar yemişler, züğürt şakşakçılarına ne oluyor anlamış değilim, off. Gülüyoruz.

Neyse, bunlarda manşet haberleriydi, bir yıldızın etrafında dönen bir gezegen bulmuş bilim adamları ve çok heyecanlanmışlar, ya bilim adamının heyecanı bu kadar olur.

Hahah, iyi ki bilim adamı tanıdığım yok.




Nora Luca, çiyaa



19


.

Nerde yanlış yaptığımı buldum galiba, fotodan seçseydim şimdiye kadar şukela olacakmış hayat, çok yanılmışım çok, bak Arif e mis gibi, ama ne salak bir konuşmaydı o , yani kendi açımdan tam bir salaklık, hahaha.


Hava tuhaf ya! Sabah simitçisiyle birlikte çıktım sokağa, oysa bizim oradan simitçi geçmeyeli yüz yılar oluyor, sesi de kısık adamın, off üzüldüm. Bağırdım bir iki, ama işe geç kalıyorum dedim, Ramazan da dolaşma dedim, döverler seni dedim. İki tane yanıklardan aldım, işe geldim.


Akşam kaç suları pek hatırlamıyorum. G talkumda çok gülümseyen bir adam vardı, içine gülümser gibiydi, bir süre konuşamadım, sonra da kaçtım zaten, hihiih. Balık etli bir Japon olsaydım, beni çiğ, çiğ yerlerdi, iyi ki böleymişim, mihihi.



18

* lan günlükçüm
hava bulutlu,
lan.
sabah, sabah


hayat
devasa bir hindi
ve
her gün
şükran
günü

dedi Avi, yok Hank neyse hiçbiri, ben. hihihi

17

*
Eve dönebilmenin belki de yolu bulabilmenin güzelliğiydi bu, gerisi hep kuru kalabalıktı günlük, tadından yenmeyen geceler, bir o kadar yapış, bir o kadar sancılı belki de bakir ya da ne bileyim, kelimelerle suladığım cümlelerden kocaman bir yığın, ya ben ne acayip hastalık dolu bir insanım, buna inanamayıp kendimle yüzleşmek için bir mola istiyorum, ben bunu daha önce hiç yapmadığımdan, yapamadığımdan oldu gerek bu sarsak sallanışlar, bir adamı görüp de, içine güldüğünü görmek kadar güzel başka bir şey de, anlayıp her şeyi bırakıp gidebilmek, belki de ne bileyim işte, güzelin bozulma aşama korkusu ya da başka saçma sapan kaygılar, kaçmak erdem midir, tartışmamak gerek. Şimdi, şu an kaçamazsam, zor . Saçmalamaya az kaldı yine, silkmede üç, koparmada iki, diğeri neydi kaçmada off oldum.
Adam ciğerimi söktü, ben kaldım.
İlk günün hezimeti, şimdi payımıza düşenlerin gölgesinde oynaşsın bu balıklar.
Ellemeyin,
Pis döverim.
Sen en son beni koşarken görmüştün, tutsaydın ya!
Hala koşuyorum.

Tek parça bir hayat.
Tek parça sokak lambası.
Tek parça beden
Tek parça yemek odası takımı, taksitlen.

Ne zaman bitecek bu oyun, ölelim artık.

16

.

Bir nefes daha
Paramparça şimdi ciğerler, belki de eller
Bilip de bilinemezlik halleri konuyor pencerene, belki gün olur aydınlanır, belki sabaha çıkmaz, kimin umurunda ki,
Lanet olasıca hayat, neden varsın ki, bilmedikçe güzel olan insanlar vardı, seni bildikçe gülümsüyor gözlerim, korkudan açılıyor avuçlar, belki bir ıslık ya da ne bileyim bir ses istedim, satır arası lanet bir hayat, karşıdan sen geç istedim, uzat dudaklarını, sonrası başka bir hayat.

15

you could have it allmy empire or dirti will let you downi will make you hurtif i could start againa million miles awayi would keep myselfi would find a way

pff
kötü oldu bu günlük,
napçam ben ya.

kaçacağım,
bak negzel koşuyorum.

16.09.2008

14

*




şurda karaya saplanmış bir gemi var gördün mü?
aaa
adı da
ağsuman

hahah
evet
ağsuğman

neyse günlük,
kave hazırlıyorum, içeriz.

12

.

Hahahha
Zü hanımcığımın
Kovuk için yorumu
Ay evet Asu keder tütsüleri üssü olmuştu orası
hahahha

manyak yahu.
Kovuk duymasın züğ, yıların birikmiş ağır bir kokusu var içerde, kızarız sonra beraber, tütsüleriz seni.
Hahahah
.

11


.



Hani çıkacağım dedim, kaldım öylece,
nasıl tuhaf her şey. Olması gerektiğinden, olmaması gerekenleri çıkarınca, ne kalır günlük?
Sen de hiçbir şey bilmiyorsun.
Kafamı kızdırıyorsun.

Birazdan burayı, bu iş yerini, bu coğrafyayı terk edeceğim.
Yok tabi ki de, hani ister miydin desen, istemez miyim ya deli misin derim, bir de üzerine anlamsız saçmasalak gözlerle bakıp, yerlerde yuvarlanırım.

İşler çok düşününce düzeliyor mu sanki?,
Söyle hadi kolaysa.

Haydi ne yapalım bu akşam, sevişelim derim ben, çok mu ayıp oldu bu yahu, ulu orta, evet oldu tabi ki. Terbiyesiz bir insanım ki ben, Arif ne yapsın böyle terbiyesiz bir kızı değil mi günlükçüğüm? Küçüğüm?

Neyse, hahaha.
Açıp, açıp bakıyorum fotosuna, fotosuna zehir mi katsam, ne bileyim işte, bir şeyler yapmak gerekliymiş gibi davranıyor zararlı bünyem, esasen ben var ya kocaman bir hiçim, sana söylediklerimle içimi rahatlattığımı sanıyorum, belki de biraz da benim kadar üzül istiyorum.
Ne bileyim ben ne yapıyorum?

Sonra Adnan beni takdir ediyor, çirkin fotoğraflarımı da flickr a koyduğum için bütün o kendisini güzel sana kızlardan olmadığımı kanıtlarcasına takdir ediyor, hihihi. Esasen seviniyor muyum ki, ben sadece hep beni seviyorum, fotoğraflarımı da çok seviyorum, birilerinin bişi demeleri hoşuma gitmiyor. Ama Adnan'ı seviyorum, çok iyi arkadaşız biz. O yüzden ne dediğini önemsiyorum.
Sonra bu kadar çok güzel kız fotosu olan insanları sokakta da görmek istiyoruz diye ekliyorum.
Yalan be bu dünya.

Hahahah
bu kadar güzel olsaydı, biz çirkinler nasıl bu kadar akıllı olabilirdik ki, daha çok güzel olsun, ben daha da akıllanacağım.

Hayat böyle bir şey işte, neyse ki sonunda ölebiliyor olman en güzel tarafı, yoksa benim için bu hep böyle giderse feci yani, dayanılacak gibi değil.

Neyse akşam unutmadan, sana bir günlükmüşsün gibi davranıp, bütün gün neler oldu yatmadan yazarım anlaştık mı şekerim?

Cu



ulan feyspukta bir tane çirkin kız yok yahu.

10



.

-->




Şimdi filmin soundtracklerini dinliyorum günlükçüm, sonra uff bu kadar müziği nereye sığdırmışlar yahu diyorum. Sonra dinledikçe aaa bu sahnedeydi, evet bu sahnede bu çalıyordu diyorum. Kendi, kendime şarkılardan, film sahneleri bulmaca oynuyorum, bu Oldboy lanet olasıca film yine aklıma geldi bak.

Şimdi dinlediğimdeyse, sahilde koşuyorlar, çitler çok güzel, görüntü flulaşıyor hafifi blur da desek hiç fena olmaz, sonra bu kadar güzel bir şarkı, ancak bu sahnede çalınabilir diyorum.



Özgür, zor iş o Asua dedi.
Peki, Özgür
gözüme toz kaçtı da...

off neyse bu on numara bi yazı oldu
kan gurubunu öğrenebilseydim keşke.

Hadi kal sağlıcakla
günlük.


9

.


Lakin salak bir gün yine, işten sonra iki saat kadar uyuyakalmışım, rüyamda neler, neler gördüm. Sanki biraz saçmalıklar, sanki biraz tuhaflıklar, sanki biraz her zamanki gibi şeyler işte, neyse bunu da geçeyim.

Yorgunum.
Çektiğim fotoları da sevmedim, flickr daki usta yorumculardan da ya da pardon FK da ki usta yorumcularda, oo şu şöyle olmuş, bu nesne nende kayıpmış, haha. Off nasıl bir memleket, nasıl bir toplum, nasıl bir işte öyle günlük. Komiğiz milletçe, gerisi bildiğin deli saçmalamaları…

Yine günlerdir okumuyorum, sayfalar geçiyorum, bir bakıyorum ki, hiçbir şey okumamışım, bunca atmış sayfada ne olmuş, sonra canım sıkılıyor, hep işten kaynaklanıyor her şey.

Şimdi bunu söylediğinde, olduğunla mutlu olamayan insan profiline cuk oturuyorum, ama onun kariyeri var, ama onun ooo bak bak neleri var, ama peki neleri yok ki, işin bu tarafından bakmak günümüzde zararlı bir iş ya da bardağın boş kısmı gibi görülüyor, kimse mutlu olmak için çabalamıyor, mutlu olmaya çabalamak bu devir işi değil.

Değil, değil, değil.

Bu coğrafyadan daha ne kadar nefret edilebilir, işte bu kadar.


15.09.2008

8



.

-->




Uykusuzum, iştahım açıldı sanki, of en sinir olduğum kısım ise burası, sanki iştahım açıldı, bilmem belki de değildir, ay bilmiyorum ya!

Hiihihi, hayat yine aynıya dönmek için hiç zorlamıyor kendisini, birden dönüveriyor işte. Sonra düşünmüyorsun çok, elleşmiyorsun, yanaşmıyorsun, uzaktan bakıyorsun, belki de dalıp gidiyorsun. Gerisi kocaman bir anlamsızlık, uğraşıp, didindiklerin sonuçta hep aynı yerde birikiyor ve sen el sallayıp, uzaklaşıyorsun yanı başından hayatın.

Kimseyle ilgili fikrim olsun istemezken, ne kadar çok fikrim olduğuna şaşarak bakıyorum. Ne kadar gereksiz fikrim var içimde bir yerlerde, kafamı duvara vurduğumda kaçıyorlar hepsi, kaçarlar tabi, off.

Sinir pazartesi,
şimdi oturduğum yerden sokağı görebiliyorum, diğer pencereler ise denizi görebiliyor. Çok iğrenç perdeleri var bu ofisin, en yakın zamanda bunları değiştirmem gerekiyor, insanın içini karartan, acayip sıkıcı ve resmi daire mavisiyle gidemeyecek her rengi içinde barındıran tıklım tıkış bir ofis.


Akşam neler yaşadığımı kim bilebilir, bir sen, bir de ben, o yüzden çok keyifli işte. Neyse günlük, musiki güzel bir şey, bir pazartesi için, en güzel şey, süt katılmış biraz çay ve Everybody Knows...
dıdıdım dım dım tıs*

Aklına eseni sayfalarına yazan Asu o defterini hala bırakmadı günlük, sadece senin kısaltılmış halinden biraz daha kırpılmış halini çağa uydurdum, bazen diyorum ki, iyi mi oldu yahu?
Sonra senin o sarı, pütürlü sayfaların aklıma geliyor, ve de o hamurumsu matbaa kokun sanki, ne bileyim seni ben ilkokuldan beridir öyle seviyorum. Burası globalleşen dünyanın bir yansıması sadece, mucizelere sen de benim kadar inanıyorsun biliyorum, kokun geliyor burnuma, bundan nefret ediyorum ara sıra, bir de sana aşık olmaktan korktum sanırım.

Hepsi bu kadar işte;
uyandım geçti dünya, uyudum geldi yanıma dünya.



7

.

Uf.

Marş dinamosunda arıza olabilir dedi babam, araba istediğinde çalışmıyorsa, oradan kaçabilme ihtimalinde ortadan kalkıyor. Mıhlanabiliyorsun, kaçmak istediğin yere.

Bazı zaman güllüğüm, insanın içine bir koku siner ve çıkmaz; istediğinde burnuna getirdiğin o kokuyla karşı karşıya kaldığında, nefes almamak da çözüm değilmiş.
Nerede benim gaz maskem, eldivenim ve sapanım.

İstediğimde bulamadığım eşyalarım var ya, kesin bu bana çok lazım olacak, şunu şuraya koyuyorum dediğim yeri bir gün bulursam, işte o gün orda ne varsa hepsini yakacağım.
Lens reçetem nerde ya ünlem

Şimdilik bu saatte bu kadar bildirdim, sabah görüşebiliriz umarım, günlük ziya ben ya da zira ben, bir süre koku duyumu bir yerlere bırakmak istiyorum. Sonra tekrar alırım.
Söz

Koşmak istiyorum.

Kuzenimi ne kadar çok sevdiğimi hiç söylemedim sana, şimdi biliyorsun.

İyi sabahlar, ben eve varabildim, ve imsak.
.



14.09.2008

6


.

Hıhıhım


acaba nedir eksik, var bi eksiklik evet, süper belki, cidden heyecanlı filan, ne bileyim ya da başka i durum var ortada, anlamıyorum ki,


beni nasıl isterdin

tek parça



uzun uzadıya anlatmak istemezdim bilog, ama inan her şey bazen uçup gidiyor kafamın içinden, ben duruyorum da her şey dönüyor gibi, çok karıştırdığımdan değil de ne bileyim işte ben sadece biraz daha farklı olsun istemiştim. Ama güzel bir tadı var, yemek çok zevkli, bunları düşünmek istemesem de, sadece demek istediklerim bu kadar.


Mesela

the Piano yu

before thee rain i

izlemek istediğimden bahsediyor muyum şu an

hayır!


Peki seni ne kadar çok öpmek istediğimden?

O na da hayır!


E öyleyse günlük, yayınlanınca böyle oluyormuş, hahahha!



Sonra sabah olmuş mesela, kız asıl oğlanı merak etmiş ama merak etmemiş gibi yapmış, çünkü kız figüranmış mesela, evet mesela bu yüzden, kızın bu bölümde meraklarını belli etmemesi gerekiyormuş, zaten kameranın önünden sadece bir kere geçecekmiş ve perde...


Yanlışlıkla süper kahraman kostümlerinden birisiyle çıkmışım, inanlar neden bu kadar tuhaf bakıyorlar diyorum. İnsanlar kurtarıcılarına şaşkınlık ve hayranlıkla karışık bir tiksintiyle bakıyorlar.


O kız beni çekemiyor günlük, sonra bana gülümsüyor, vik vik vik viykk diyor. Anlamıyorum, anlamıyorum, anlamak istemiyorum. Hahahah bu insanlar, ah bu insanlar. Ne salaklar.


Otur şimdi, ödevini çalış sen.



Pis döverim


hihihi

.




5

.
Şimdi çuvallıyor gece, gündüzden biraz nem kapmış gibi;
Kız hadi beni öp diyor, adam biraz yaklaşıyor ve değdiriyor dudaklarını önce geceye sonra da kıza, güzel bir ıslaklık sadece, çok güzel belki de…

Bilmem ki…

Sabah erken uyanabileceğimi biliyordum da bu kadar erken uyanacağımı hiç düşünmemiştim, sonrasında tekrar uykuya dalıp da çok geç kalkmak kadar kötüsü ise bugünlük bir şey, Pazar olduğu için her şey nedense bugünün başına geliyor.

Annem biraz suratsız gibi geldi bana, sen ne düşünüyorsun, çok mu alınganım sabah, sabah.
Okunmuş kitaplar, tekrar okunacak kitaplar ve hiç okunmamış kitaplar olarak üç kategoriye ayırdığım kitaplığımdan, garip sesler geliyor, penguenli masa lambasının masanın üzerinde olması gerektiği kadar anlamsız bu rafların kırılması.



Saçma, sapan şeyler oluyor bilog. Hala fotoğrafa, resim diyebiliyorum mesela, hahah sonra aklıma flickr da ki bazı gereksiz profesyonel fotoğraf sanatçıları geliyor, nasıl bir ego şişkinliğidir bu ki, sodayla da geçmiyor. Sakin, sakin çektiğin fotoğrafları arşivle işte, neden başka dertler yaratıyorsun kendine değil mi?
Hahahaa
Bana neyse, aaaa!

Birazdan duş alıp çıkacağım, fotoğraf çekmek istiyorum, canım kalabalıkta kaybolmak istiyor. Düşündükçe nefretimin arttığı insanları düşünmemeye çalışıyorum, iyi hissetmek için bazı zaman çok mu zorluyorum acaba kendimi, yok canım. O kadar da değil, benim gibi zavallı melankolik bir süper kahramandan beklenebileceklerin en iyisi bunlar işte. Sen de idare et olur mu?

Cidden hoşuma gitti, ama işte bir şeyler eksik, hep eksik, öyle de olunca, gerisi gelmiyor, üzgünüm.

.

13.09.2008

4


.



Şimdi bugün buraya deli gibi yazmak istiyorum. Nedeni sadece değişik bir yere yazmış olmam, yarın ya da bir hafta sonra ne olur bunun garantisini verememem, nihayetinde en güzel olanı, sence de öyle değil mi?



Old Boy'u yine izledim, hiç izlemedim ben bu filmi deyip, adamın saçlarını görmemle beşinciye izlediğimi anlamış oldum. Ama hep aynısı oluyor işte, filmi izliyorum, tokat gibi çarpıyor her kare beynime, ciğerime, yüreğime; lanet olasıca film diyorum, hatta daha neler diyorum da, şimdi ayıp olur. Sonra yine film bitiyor ve ben yine kalıyorum, dayak yemiş gibi, kime kızacağını bilemeyip de hatta kızmam mı gerekli ki deyip de öylece sessiz; evet okuyu cidden bu film bu kadar anlatılabilir.

Çekim teknikleri, kurgusu lanet düzeyde iyi, hem de çok iyi, kurgu süper, hikaye de öyle lakin gel gör ki lanet bir film.


gülersen, bütün dünya seninle birlikte güler..ağlarsan tek başına ağlarsın...


ha tas ha kum tanesi;ikisi de suda batar


lanet olasıca film ya...

izlemeyeceğim bir daha seni... şaka len şaka

muhtemelen yani.


Cidden bilog ya da sen okuyucu, okuyorsan tabi; filmlerin üzerimde bırakmış olduğu sağanak yağış etkisi bir süre devam ediyor. Oldboy'u izlerken çatıya yağmur yağıyordu sanki, ıslanmaktan nefret ettiğim gibi, ıslanırken yürümekten hoşlandığım gibi bir duygu vardı çatı katımda.


Bir de Pilli Bebek var ya nasıl bir sestir o öyle, çatıma konuk oluyor ve bana söylüyor, Anlıyorum diyor. Yalnızım, adı yok, gecenin bu saatinde... dımdıdıdım tıs* tak. Yalnızlık görünmez Kaf Dağından, sam yeli eserken boş odandan... çalarsın kim bilir kimin aklından...


Eternal den bahsetmeyeceğim, sürekli izleyip de bu kadar kamyon çarpması sonucunda ortopedi servisinde bir bankta tek başıma oturuyormuşum, hasta bakıcı dahi benle ilgilenmiyormuş gibi bir hava esiyor çatımda.

Ama böyle şeyler filmlerde oluyor, beni böyle seven bir adam da bu filmde kaldı işte...


Hahaah!


Kal sağlıcakla, sesini çıkarma, uslu uslu oku tamam mı?




.



3

.


Mori kızımızın,

Kuzgun ve Aslında bir konu var adlı şarkılarından bıktığım şu günlerde, albümün diğer parçalarını çok sevdiğimi şuraya not düşmeden geçmek istemiyorum bilogcum.


N'olur N'olur N'olur N'olur N'olur

bir kere olsun N'olur N'olur göz göze gelsek... senle sonra...

ya benimsin, ya da ölüsün...

budur tek söylediğim.


Suç belki af olur.


Sıkıldığımda halen daha, fotoğraf çekmek iyi geliyor. Halen daha meyvelerden kirazı çok seviyorum. Yıl içinde gördüğüm elma kadar kiraz görmek istediğimi düşünüyorum, sonra elmalara yaklaşıyorum, bi kiraz kadar olamadınız diyorum ve en ekşi ve en yassı olanlarından topluyorum.


Annem kosla oxi istiyor, çamaşırlarımız daha da ağarıyor, çatı katında sürekli faaliyet var, biliyorsun ki kardeşimin evlenmesiyle Asu çatı katına teşrif etmiştir. Çatı bildiğin şenlik alanı, melankoli havuzu, film şeridi, müzik melodisi ya da kitap arası bir yer, şimdilerde evde kimse çatı katına çıkmaya yeltenmiyor, evde her şey otomatik pilotta gibi, bitmeyen yazlık yerlerin okey sesleri balkonlarda, ebeveynler huzurlu, Atatürkçüler uykuda, ben çatı katında, Göksu bugün gidiyor, yarın yine aynı ben ve içimdekiler çatı katındayız, yeni bir aşk istiyorum, eski aşklara aşık olduğumdan kaynaklanıyor hepsi, sonra birden unutuyorum, burcumla bağdaşamayan o kadar çok özellik doluşmuş ki bünyeme, inan mustarip( okunduğu gibi yazılmıyor ya illa ki yanlış yazıyorum) gibi bir şey oluyorum ve ne olduğumu bilmiyorum.


Şu an iş yerinde olmanın vermiş olduğu saçma bir Cumartesi yi yaşıyorum mesela, kime ne ki bundan değil mi?


Nazlı Eray gibi bir kadın yazarımız olduğu için ne kadar şanslı olduğunu bilmeyen bir milletin evladı olarak, bildiğim için kendimle gurur duyuyorum, Orhan Pamuk'tan hala nefret ediyorum.

Batı, Doğu yu lanetleyen yazarları seviyor, Doğu nun sevişken sıcaklığından bahseden yazarları seviyor. Batı bundan bahseden her yazarı seviyor,


Ama hakikat hiç değişmiyor.



2

.








.

1

bildiğin günlük

çok fazla şey beklememek gerek, ben de insanım okuyucu; markete gidiyorum, farklı renkte çoraplar giyiyorum, balonla dere kenarında koşuyorum, börgır da vupır yemiyorum, hala salataya devam, vejeteryan değilim lakin olmak çok isterdim, şiirle aram hiç iyi değil, okumak da, yazmak da beni biraz asabi yapıyor, bugün günlerden ne diye düşünmüyorum, sabah uyandığımda ne giyeceğimi düşünmek daha çok zamanımı alıyor, şimdilik buradan herşeyi aktaracağım insanlık, hayatımda neler oluyor sen de öğren, ki bu kadar mahrum kalman bile bak nelere sebep oldu.

kal sağlıcakla.