02 01 2010




*


Yeni yıl, yeni yıl; geldin, geçtin ulan, ne vardı bu kadar rahatsızlığa dedirterek hem de...  Tam bir keşmekeş gibiydi, esasen hoş sürprizler oldu, Koray İzmir'den kalktı, geldi. Onu sürekli masada yalnız bırakmak zorunda kaldım, hiçbir telefona, meaja cevap veremedim, insanlar içtiler, içtiler, oynadılar, zıpladılar, programdan önce izlediğim dansöz çıkmadı, çok sinirlendim, ama elden ne gelir sadece seneye aynı kişiyle çalışmamı etkiler. Gece yarısına on kala maliyeciler geldiler, her yıl ki rutin kontroller, sonra onlar gitti, yeni yıla girdik, bir süre kimse yeni yıla girmiş gibi hareket etmedi sanki, sonra herkes dağılmaya ve dağıtmaya başladı....

Ertesi gün bir yerlere kahvaltıya gittik, sağanda yumurtayı özlediğimi fark ettim, çok lezizdi. Gerçi o gün sersem gibiydim, Koray ı geçirdikten sonra, evde uyudum, uyudum, uyudum, sonra bir süre kendime gelemedim, salak gibi oldum, kalktım; ve ne zamandır izleyemediğim;


inglourious basterds ı izledim. Bununla ilgili çok yazmak istediğim bir şey yok esasen, Tarantino nun çekim yasaları haline gelmiş pek çok ayrıntının farklı filmlerinde ki bütünlüğünü bozmuyor gibi, sanki chapterlara çok gerek yokmuş gibi, en sevdiklerim arasında bar sahnesi vardı, o sahne başka bir yere ait gibiydi, tuhaf olan yanıysa zaten riske girmiş olan planın, adamın viski istemesiyle kadının da hiçe sayıp içmemesi, madem Almanlar üçü öyle yapar neden buna zemin hazırlayanlardan biri de sen oldun değil mi sorarlar adama, en azından ben soruyorum, kremaya batırılan sigaranın ardından gelen iç burkan acı dokunaklıydı cidden, tuhaf bir kapışma, Führer in geldiği gala gecesi ve görünemeyen korumaları arayan gözler, bu kadar komik olamaz, ayrıca yapılan göndermelerin zeka pırıltıları olduğunu varsaymak mı gerekir yoksa bunlar zorlama mıdır, bunu da anlamış değilim, Şu kafa derileririn soyulma sahneleri iğrençti ya, zaten Alman Ordusu daha çok sanata olan düşkünlüğüyle ön planda, adamlara ait gösterilen bir tane işkence sahnesi yok, herkesin kafasında ki yargı iyi kullanılmış, Nazi genel bir kavram o yüzden onların ne yaptığını göstermeye gerek yok, asıl sinemada dahi olsa Yahudi kökenli Amerikan askerleri ya da Fransızlar ın onlara neler yapabildiği, Yahudiler için iyi bir mastürbasyon aracı da olabilir bu film, Yahudi lobisi olarak Tarantino yu eminim iyi kutlamışlardır. İlk chapterda ki mandıracı amcadan çok etkilendiğimi söylemeliyim, neyse aklıma daha gelecek pek çok şey olacaktır. Sonraya da saklamalıyız, ne kadar beğenilsin ya da beğenilmesi, sonuç itibariyle bütüne bakıldığında
şölen gibi izlenebilecek bir film, tabi ki Brad amcamızın karakteri nasıl iyi yansıttığı da cabası diyorum. O surat ifadesiyle kalakalmak yorucu olsa gerek.

Bugün de böyle tuhaf işte, sadece tuhaf. Annemin gelmiş olması mükemmel bir şey, insanın bozulmasını istemediği düzenin bir parçasında ilerlemesi rahat bir duygu, ani hastalıklar ya da ölümler ailesel olarak zor travmalar ve bir süre bunlarla baş başa kalmak istemediğimi düşünüyorum, en azından bir süre daha ne olur, kimse ölmesin ya da hastalanmasın daha Yenal ı atlatamadım, bir başkasını kaldıracak durumda değilim oldu mu cicim, kayıtlara geçsin diye söylüyorum, artık ne kadar ciddiye alırsın bilmiyorum ama, herkes bir süre yerli, yerinde ve sağlıklı olabilir mi acaba...



.

30 12 2009



*



Nasıl bir tahammülsüzlükle bitiriyorum bu seneyi amanın.

Günledir hiçbir şey yaptığım yok; iş, ev, iş, ev... Şu yılbaşı balosu geçsin, dinlenmek istiyorum. Çekiliş için hediyeler paketlendi, numaralar yazıldı, ağaç süslendi, etraf ışıklandırıldı, dansöz izlendi, şarkıcı dinlendi, yerler hazırlandı, bir tek salon süslenecek, çocuk balosunun olduğu salon da hazırlanacak, palyaçolar gelecek, böyle angarya işlerimiz kaldı, en son bir kaç yerin ışıklandırma işleri ve motor...

Ve ben yaşlanacağım, bir yılı daha sağlıklı geçirmiş olmanın verdiği tuhaf belli edilmeyen sevinçle atlatacağım, çok tuhaf bir yıl geçirdik, ailecek çok hızlıydı, önceleri üzüntülüydü, kötü dönemlerden geçtik, şaşırdık, sonralarında daha iyi gibi oldu ama hep bir belirsizlik derken sağlık problemleri, dedemin ameliyatı, ardından annemin, yine dedemin, şimdi iyi görünüyorlar, umarım her şey daha iyi olur ve istediğim pek çok şeye kavuşurum, zamanın nasıl geçip, gidebildiğini anlayamıyorum, her şey dün gibi, hatta az önce gibi yaşanıyor, işimin saçma yoğunluğundna bizimkilere zaman ayıramıyorum. Üzülüyorum, akşam Yalçın aradı, lafladık epey, bugün annemler Değirmendere ye onların yanına geçecekler, sonrasında da buraya gelecekler. Annem burnumda tüttü.


Şu yılbaşı geçsin, şimdilik başka bir şey istemiyorum.


28 12 2009



*

Hayatta başıma ne gelirse, gelsin; hiç şaşırmıyorum. Şaşırmayacağım da; bunu yıllar önce halletmiştik.

Şimdilerde, heyecanlıyım, tuhafım, mutluyum, kıpır kıpırım, hatta içimde ki koşma isteğini dizginlemek için dans ediyorum, yeniden oldu, inanmak güç lakin çok güzel ve korkutucu ve ürkütücü ve çok güzel.

Bir Marla Singer, bir Marla daha derken Asua, üzerime Marla sinmiş gibi, o kadar çok sigara içtim ki, o kadar ki, o kadar keyifliydi ki, sensizdi, dumanlıydı, düşündürücüydü hatta zehirleyici, pembe ciğerlerimi siyaha çevirecek türden dumanlı hava sahası gibiydi, ah! Kötü düşünceleri olan insanlar, uzaklaşın benden diye bağırmak istiyorum, sürekli ağlamaklı ve kötü olaylar anlatan insanları dinlemeyen birisiyle tanışmıştım, çok uzun yıllar önceydi, ne kadar kötü bu insan diye düşünmüştüm. Oysa ne kadar çok kendini sevdiğini şimdi anlayabiliyorum,  insanlar konuşarak zehirlerini akıtıp gidiyorlar sana, off kötü enerji, yapışıp, kalıyor, siniyor, çıkmıyor; oysa şimdi hava griden bozma bir alacakaranlığa sahip, şu an Libya da yaz olduğunu bilmek ne kadar keyif verici mesela, şakır şakır yağan yağmura bakıp, bu dünyanın yarısının yazı yaşadığını biliyor musun sen? Ne bu halin diye bağırmak istiyorum, bütün bulutlar gitsin, sonra sen gel.

Çekilmezim değil mi bilog?

Bütün gün temizlik yaptım, koşarcasına, sonra da Primal Fear ı izledim, Edwart ın gençliğinden, kısık gözlerinde ki çok şeylerden ve nasıl ne şekiller sergileyebileceğinin müthiş bir şöleniydi, Richard abimiz köpek yavrusundan farksız saçma suratıyla o dönemlere ait şimdilerde komik gelen takım elbisesiyle cüretkar roller takınmaya çalışmış lakin yanında Edvard Norton var, bir dur, bir soluklan, bir bak etrafına adam nasıl oynuyor  değil mi?

Heh..


.

26 12 2009

*

Canım feci sıkılıyor, canımın sıkıntısı geçmiyor, oysa çok iyiydim, ta ki; gereksiz onca şeye kadar, off. Hava hırkayla dolaşmak için ideal, araba kullanırken musuki dinlemek çok keyifli, yarım kalan kitaba artıkmış gibi bakmak feci bişi, herkeste tuhaf bir çılgınlık var, o kadar kalabalıklar ki, yapayalnızım içlerinde, boğacaklar, üzerime basacaklar gibi, az sonra kıyamet kopacak dünya rahatlayacak gibi, birazdan fırtına kopacak tanrı kıs kıs gülecek gibi, birazdan sen çıkıp gelecek her şey düzelecek diyeceksin gibi, hiçbir şey yapmak istemediğim bir anıma denk gelmiş gibisin, üzgünüm şimdiden, sonra neden üzgün olduğumu düşüneceğim, şimdi nedenini bilmeden üzgün olmanın keyfini sürüyorum. Nedenini bulduğumda canım çok sıkılacak çünkü; belkide bu da bir rüyadır, hiç görülmemesi gereken, uyunmaması gereken bir uykunun içinde sıkışıp kalmanın tekilliği gibi, ne kadar sessiz sen de duydun mu?


.

25 12 2009




*

Bugün çok keyifliydi, dünün iş yoğunluğu üzerine bugünkü sakinlik taze sıkılmış portakal suyu gibiydi, vitamin dolu ve sağlıklı. Şu an uykum gelmiş gibi görünüyor, görünmeyen ise film izlemek için yanıp, tutuşan bir ruh hali...

Dün gece feyste taa liseden bir arkadaşım beni eklemiş, görür görmez pek çok şey hafızama düştü, negzel çocuklardık gibi, gerçi depremden sonra herkesin çil yavrusu gibi dağılması yüzünden, o zamanlardan birilerini görmek, iletiişmek çok keyifli, dershaneye gittiğimiz dönemlerde bir gece çarşıda inip benimle parkın oradaki heykele kadar yürümüştü, işi olduğunu düşünmüştüm çünkü evi çok geride kalmıştı, oysa hiçbir şey konuşamadan evine tekrar yürüdüğünden bahsetti, söylemek istediklerini yutup, evinin yolunu tutmuş... Ne ironik, pırıl pırıl bakan gözleri vardı ve nedense bordomsu bir ceketi ve altın sarısı düğmeleri olduğunu hatırlıyorum.  Şimdi Libya daymış, inşaat mühendisliğini Libya da icra ediyormuş, sevindim işte bilog.


Hava bir kaç gündür istediğim gibi sıcak, ne yağmurlu, ne güneşli, hafif lodoslu ve doygun bir ışık, Ezginin Günlüğü çalıyor, " bir kere duyursam güzelliğini tadının, sonra ah oturup, hüngür hüngür ağlasam, boş geçirdiğiniz bağırmadığım günlere, kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu" dududup dudum dum dududum.

Akşam Özge aradı, Nisan da evleniyor, balayında bizim otele gelecekler, çok sevindim.  Banu yu, Nazan ı çok özledim. Ne yorucu geçiyor günler, saçma ve salak hatta, hiç unutmam lisedeyken ders bitince Gülşah lara giderdim, çok güzel terasları vardı, İzmit Körfez i ve Tüpraş cayır, cayır yanardı, Fiko-Gülşah ın babası- nun işten dönmesine yakın terasta ki koltuğu akşam üzerine hazırlanır, Orhan Veli kitabı ve Fikrwet Kızılok kasetleri, tınılı, tınılı geçen akşamüzerleri ve turşu kokan bir teras, ergenliğimin çoğunun geçtiği taş teras, özlemişim. Pek çok kişiyi merak ettim daha sonra, insan bazen sormaya korkuyor birilerini, ölenler, kalanlar, savrulanlar, Barış göçük altında kalmıştı misal, duyduğumda hiçbir şey diyememiştim. Kötüydü...

Neyse, bu akşam güzel bir assos yaptık, eve döndüm, şimdi çay demleyip, içeceğim. Her şey olması gerektiği gibi, ne bir eksik ne de bir fazla...


.
.




24 12 2009




*

Kış mevsiminin en sevdiğim yanı, yıkanacak çok fazla çamaşırın çıkmaması, en sevmediğim yanı çamaşırların zor kuruması, bi renkliler, bi az renkliler bi de ne olduğunu anlayamadığım renkten bozmalar...

Çok yorgunum, yıl sonları beni yoruyor sanırım, koca bir yılın saçma ağırlığı gibi tuhaf kelimelerle süslediğim bu kalbimden temiz bilog sayfamı, kirlettiğim için üzgünüm de bilogum, bunun  tamamen işle ilgisi var, çok yoğun ya, yapay resiflerle, balıklar için oluşturulmaya çalışılan yaşam alanlarıyla ilgili bir toplantıya ağ atılmış da, ben de o ağın içinde kaybolmuş gibiyim.

Hani deniz çekilir, yosun, pet şişe ne varsa kıyıya serpilir ya, öyle bir hal anlayacağın. Temizliği soğutucu ve yorucu... Ne kitap okuyabildim, ne de film izleyebildim, bol bol musuki, ah tanrım o da olmasa, nasıl nimetleneceğiz tüm o faydalarından....

Yarının da iş gününe dahil edildiğine inanamayan bir bünyeye sahibim şu an, uzaya uzaya kıvrıldığım yatağımdan çıkmak istememekle birlikte, pek çok mırıltılar kapımı aşındırmakta oysa ne çare sabah iş başı, akşam iş kıçı, pupa yelken, alabora...

Bu zamanlarda Beirut ve Blonde Redhead en sevilesi şeyler oluyor, sarmalıyor, bırakmıyor.

Uykum var.
Sana da iyi geceler.

21 12 2009




*

Nasıl bunalım, bunalım şeyler yazasım var, off yapamıyorum lakin bunalıyor muyum bunu da bilmiyorum, yıl sonu itibariyle işlerim çok yoğun, off dedirtecek kadar hem de, hiçbir şeyi yetiştiremeyecekmişim gibi bir endişeye gark oluyorum. Sonra geçiyor çünkü boşuna endişeleniyorum her şey istediğimden de iyi gidiyor...


Kayıp Sembol e başladım ve şu an aklım hep onda, robert langdon un hastası oluyoruz, okuken öğrendiğimiz onca şey de cabası, gizemi hep sevmişimdir. Bu kitaptan da çok iyi bir film çıkacağa benziyor, göreceğiz. Tom Hanks le konuşuluyormuş bile, tüh




Şimdilik yazacak başka bir şeyim yok, halen daha Soysuzlar Çetesi izlenmeyi bekliyor.  Vavien i merak ediyorum bir de Başka Dilde Aşk ı izlemek istedim.... Şimdilik bu dünyadan bu kadar, başka dünyalardan başka haberlerle görüşmek üzere.