09 02 2010




*

höt

sabahtan daha önce yazdığım şeylere baktım da, hahah ne eziklik yahu, nedir o öyle hahha. Yok öyle şeyler okuyucu, tamamen uydurmuşum, hahah hızımı alamayıp bir de bir sürü yazmışım. Çok güldüm yahu... 

Tanrılar Okulu nu okumalsın, The Darjeling Limited İ izlemelisin zaten onu izlediğinde The Royal Tenenbaums u izleme isteğin kendiliğinden oluşacaktır bünyende yahut tam ters istikametinden de takip edebilirsin ön görülen yolu, bünyelerimizi her türlü mucizeye açıktır bunu da bilmelisin...

Günlerdir kendimi  rahat hissediyorum, olamadığımız onca şeye bürünüp bir de kaprisini yapmak off çok bunalımdı, hahah evet, evet bunaltıcı ve sefil çabalarımdandı, şimdilerde ise çok rahatım, eskiden soluk almam için bile onun varlığı  gerekliymiş gibi hissedebiliyordum, ah bu benim beceriksiz aşksal hallerim, daha önceden hiç deneyimlenmemiş gibi atılıyor balıklama her gördüğü aşka, sonrasında kendine geldiğinde hahah bu neydi be diyor.. Hahah komiğiz, biz' iz, ay canın isterse şekerim.

Yarın fuar için yola çıkıyoruz, akşam kolileme, paketleme ve deneme yanılma sonrasında yamulabilme eylemlerimizi gerçekleştirdik, bugün hava müthiş, daha gitmek için kendime hiçbir şey hazırlamadım, makinemi alsam mı, almasam mı diye kaygılı düşüncelere gark oluyorum, sonrasında yeniden düşünmüyorum, fuara katılacağımız diğer ekip bizi yanına almadığından, ezilmiş gibi kaldık hahah ama bizi bizim standımıza sponsor gibi görünen zeytinci arkadaş götürecekmiş, koruyacak ve kollayacakmış ve orada mahsullerini de satacakmış.


İşin tuhaf yanıysa canım eve bile gitmek istemiyorken, buradan Beyikdüzü fuar alanına gitmek, aya yapılacak bir yolculuğa çıkacakmışım gibi hissettiriyor. Mars olsa daha şahane olabilirdi diye düşünmeye başladım, o zaman hiç bahanem olmadan gidebilirdim.  


Salak adamlara, zevzek adamlara hiç tahammülüm yok, bu tür özellikler bayanlar da daha çekilebilir gibi lakin çok fazla maruz kaldığında, radyasyon maskesi takmak önerilmeli, neyse çok zevzek adam var.. ıyk.
Bir de zavallı insanlar var, cidden zavallı, yazık ya!






03 02 2010



*

en saplantılı yanım, güzel gidiyorsa bir şey sürdürülebilir olmasına olan inancım sanırım, orada hata yapıyorum, güzel olan sürmez ki, sürmemelidir, bize öğretilenin dışına çıksan da, çıkmayanların kümesinin dışında kalırsın, hayat bi çare gibi, ama ne çare!  


Hayatın akışında ki rastgele gördüğüm pek çok şeyi önemsemediğimden karşımdakiyle aramda çıkan sürtüşmelerde, yıpranıyorum. Ne kadar çok bahanesi var insanoğlunun, hep bir bahane, hep bir tuhaflıklar silsilesi, sonrasında sana kalan zamanın tadından yenmeyen her yanı, sürdürülebilir tarım iyi bir şey, bir orman yaratmak gibi belki de, süregelen bir çaba ve bakmışsın üç nokta


Sabah, akşam Nouvelle Vague dinleyebilirim, nasıl hüzün baz, sakin bir ses tanrım, ruhumu yapılandırıyor. Yüzyılın acınası yalnızlık kokan filminde oturmuş bir sinema dolusu insanın üzerine yağan yağmur gibi bilog, yaz yağmuru olduğunu düşünüp de, dağılırcasına ağlayan yalnızlığım gibi belki de, ne tuhaf ironidir ki, kendimi böyle seviyorum. Sana yalvarırken ki hallerim geliyor, acınacak halime bir sigara daha üflüyorum, sonrasında geçiyor her bir şey, büyünce geçip, gidiyor olması ne şahane değil mi? 

Şimdi çantamın içinden çıkan ikisi bir arada kahve çok yakışıyor geceye ve damağıma, teşekkür ederim, bıraktığın koku için. Azıyla yetinebilen şahane insanlar için bir nefes daha çekiyorum ve kahvemi yudumluyorum, tüm imla hatalarım sokağın başında, umarsız bir o kadar denetimsiz. Evet sabahtan çok aşıktım   
lakin geçti, her güzel şeyin sonunda suratımın ortasına beklediğim ağır darbeli matkap etkisi yaratıyor yaşayamadığım huzurun, teşekkür  ederim. 

.




02 02 2010

sabahtan çok seksiydim
öğlen iş kolik bir gergedan
şimdiyse yer yer salaklığıma bulanmış, sükut u hayallerimin pençesindeyim. Asuman Ünsal' ın hava durumunu dinlediniz şimdi pıraym taym kuşağı. 
hıh ya
hıh

bu nedir ulan!




*

senin de zamanı kaybettiğin oluyor mu bilog? Sabah tüm zamanlara ait yaşanmışlıkları yitirdiğimi gördüm, hayat insanı yanlış anlamaktan daha sonrasında da dikkatini verdiğinde daha da yanlış anlamandan ya da anlaşılmandan  
geçer, gider. Esasında hayat tüm yanlış anlamalarımızın tuhaf bir harmonisidir. Bunların hepsinin şıpsevdi sakızlarından çıkmadığını bilmek ise en rahatlatıcı tarafına bürünüveriyor. 

Beni anlayamadığın tek taraf sen diye inleyen hücre yapımın sensiz kalması, seni anlayamadığım taraf ise bunu böyle ne kadar sürdürebileceğine ait olduğunu düşündüğüm, tuhaf ve salapntılı ruh halime karşı olan tahammülsüzlüğün... Bu anlaşılır olmuş mudur sence bilog? Sanmıyoruz lakin ümitlerimizi suya bırakmadığımızdan da emin olmak istiyoruz. 

Gerçeğin olmadığı bir hayatta, korkularımdan arınmış film seti tadında bir hayat sürmek istiyorum, insan canı ne isterse yapsın ve kimse kimseye şunu şundan dolayı yaptım diye saçma bir açıklama da bulunmasın ya da yapılanlara anlamlar yüklemesin, bu anlam yükleme çabası tüm insanlığın sorunu canım. Tüm insanlık, kendisi de dahil yapılanlara bir anlam bulmaya çalışıyor,e böyle de olunca hayat dediğimiz saçmalık, daha da saçmalaşıyor. 

Kısaca nerede ve kiminle olduğunu umursamıyorum esasında tek umursadığım bana kalan yanın, sen de benim neler yaptığımı umursama sana kalan yanımla ilgilen, önemli olanı zaten bir birimize kalan yanımızın niteliği, gerisi saçmalık hahaha, bir süre sonra yaşadığın her şeyin kocaman bir saçmalıktan ibaret olduğunu, o çok önemsediğin insanların ne kadar paçavradan bozma -kıçımı dahi silemeyeceği m- bir beze dönüştükleri bariz önünde dururken, insan kendini bu kadar neden yıpratır ki, ah bu duygularımız, saçma ön yargılarımız, toplumun acayip normları ve yetiştirilme bütünümüz, ulan bi siktirin gidin be, bi siktirin gidin.... 

Hayat, inan bana umurumda değilsin bebeğim, ne bok halin varsa gör....

nokta


01 02 2010

*

hım, hımmm bir film hakkında yazacağım, çok heyecanlıyım,
yazacağım ama;
tam istediğimi anlatmışlar ve ben aşık oldum adama ay çok heyecanlı

yazacağım lakin,
yazacağımın, yazmak istediğim gibi olup , olamayacağından emin değilim, ay bayıldım yahu...
az bekle olur mu?

31 01 2010



*


Çok acıklı bir şarkı dinledim, ciğerim kopuyor gibi acıdım sanki ama acımaya niyetli olmadığımdan hemen geçti, dün cidden kötüydüm, sonra unutmak için pek çok boktan şey yaptım, gel gör ki neyin tortulaşıp, içimde yer ettiğini bilemedim, olmamasına karşın mı bir çaresizlik yoksa hakkın olmadığını düşündüğün bir hayata mı imreniyor olmam ayrı bir tuhaflıktı kaldı ki imrendiğim hayat içinde olmak istediğim hayat bile değilken ben sadece olanca bencilliğimle, tüm aidiyetliğin ve özel mülkiyetime alma hırsıma düştüğüm yenilgiden sağ salim çıktım derken, öğlen ki sesiyle acılarımı dindirdim, üzerine biraz zeytinyağ ve kekik döküp bandırarak yedim sonrasında kendimi bulduğum yer onun dudaklarıydı ve hasretle öpüşüyor olmamızı hangi film karesine yakıştırırsan emanet durmayacaktı o kadar içten, o kadar hasretli ve o kadar bizdi ki, sanırım bunun yoksunluğundan acıyor içim diye düşündüm, çünkü şimdiki zaman diliminden bildirirsem, mutluyum, onun inatçı gözleri ne kadar da bokunu balta kırdırmayacak bir gururla etrafını süzse de süzülürken ki ahenginde ben varım. 


İçim acımıştı lakin senin de söylemek isteyip de söylediklerinin yanında, benim de söylemek istemeyip de söylediğim pek çok şeyi düşünürsek, nereden başlarsak yemeye salaklığımıza doyarız bebeğim, gönderdiğin misafirlerini bile kıskandığımdan kendimden nefret ettiğimi itiraf eder, bana bu ilkel duyguları yaşattığın için senin gözlerinden hasretle öperim bebeğim. 

Bende seni seviyorum. 


.

29 01 2010



*
uzun oldu biliyorum lakin yazacak havada değildim bilog. Ne zamandır pek birşey yaptığım yok, işler, güçler, soğuktan büzüşmeler, sıcak evde izlemeye değer bulunulan filmler, bazı hayal kırıklıkları ama mutluluklar filan, bla bla

hehe

İlk başta söylemeliyim ki hiçbir şey ama hiçbir şey okumamam, okumayacağım anlamaına gelmiyor, kolayına kaçıyorum bugünlerde diyelim ve geçelim, ne zamandır bahsettiğim romantik komedi dalında ki filmlerden çok sıkıldığımı söylemeliyim, ne izlerken ne de izledikten sonra bir etkisi olmuyor üzerimde, bildiğin karbonhidrat mutluluğuna eş değer bir mutluluk yaşarken, şişmanlamıyor olmamana sevinebildiğini anlıyorsun sadece, şimdilerde gereksiz çünkü yanımda bir adam olsa hani seyrettikten sonra o mutlulukla gaza gelirsin filan böyle sarılmayla başlayıp, derken öpüşme ama o da olmayınca göt gibi kalıp, ne yapmaya çalışıyorsun manasız buldum yani, hahah bu kısmı geçiyoruz. 

uzunca zamandır Watchmen i izlemek istiyordum, çizgiromanının  şahaneler ötesi olmasından ötürü film uyarlamasın da sıçmalarından ürkek bir ceylanmışım gibi play tuşuna bastım, görüntü, çekim , efekt ve şarkılar müthişti lakin çizgi romanını tercih ederim ama bazı şeyler çok iyi gibyidi, biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim, süperkahramanalra karşı küçüklüğümdne ilgili ve alakalı oluşum kesinlikle göz ardı edilerek izlenmiştir, rorschach e olan hayranlığım yine bütün uzuvlarıma kadar üzerine basıla basıla güncellenmiş olup, süper kahraman kız arkadaşlarımızın seksi kostümlerinin içinde ki dar omuz ve koca kafalarıan uyuzluğumuz artmıştır. Komedyenin kostümü filmde çok abes olmuş yahu, çekim açılarına diyecek yok, bununla ilgili daha sonra tekrar konuşacağım. 

Bu arada sherlock Holmes ı izledim açık ve net beğenmediğimi itiraf etmeliyim, tek cezbedici yanı görüntü açıları, renk doygunluğu ve çekim kalitesiydi sanırım, sanat yönetmeni ve kostümcü arkadaşlara tebriklerimizi en içten iletirken, olmamış be kardeşim Karadeniz den gelen zehirde çoğu insanın milliyetçi zehir yönünü tediklemiştir hahah, filmin sonunda ki ikinciye açık bırakılan kapıdan kim isterse geçebilir lakin çok sıkıldım ya.

Turizm fuarının hazırlıkları devam ediyor, arkaaşlara haberler viriliyor, havanın iyi olmasına duacı olunuyor, ve buradan uzaklaşmanın şu aralar başıma gelebilecek en şahane olay olduğu konusuna parmak basılıyor, dahası tekrar yazacağıma olan inancımı kaybetmemiş olmam, başka dilde aşkı izlemek istemem ve daha pek çoğu ...

moahhh.