30.12.2009



*



Nasıl bir tahammülsüzlükle bitiriyorum bu seneyi amanın.

Günledir hiçbir şey yaptığım yok; iş, ev, iş, ev... Şu yılbaşı balosu geçsin, dinlenmek istiyorum. Çekiliş için hediyeler paketlendi, numaralar yazıldı, ağaç süslendi, etraf ışıklandırıldı, dansöz izlendi, şarkıcı dinlendi, yerler hazırlandı, bir tek salon süslenecek, çocuk balosunun olduğu salon da hazırlanacak, palyaçolar gelecek, böyle angarya işlerimiz kaldı, en son bir kaç yerin ışıklandırma işleri ve motor...

Ve ben yaşlanacağım, bir yılı daha sağlıklı geçirmiş olmanın verdiği tuhaf belli edilmeyen sevinçle atlatacağım, çok tuhaf bir yıl geçirdik, ailecek çok hızlıydı, önceleri üzüntülüydü, kötü dönemlerden geçtik, şaşırdık, sonralarında daha iyi gibi oldu ama hep bir belirsizlik derken sağlık problemleri, dedemin ameliyatı, ardından annemin, yine dedemin, şimdi iyi görünüyorlar, umarım her şey daha iyi olur ve istediğim pek çok şeye kavuşurum, zamanın nasıl geçip, gidebildiğini anlayamıyorum, her şey dün gibi, hatta az önce gibi yaşanıyor, işimin saçma yoğunluğundna bizimkilere zaman ayıramıyorum. Üzülüyorum, akşam Yalçın aradı, lafladık epey, bugün annemler Değirmendere ye onların yanına geçecekler, sonrasında da buraya gelecekler. Annem burnumda tüttü.


Şu yılbaşı geçsin, şimdilik başka bir şey istemiyorum.


28.12.2009



*

Hayatta başıma ne gelirse, gelsin; hiç şaşırmıyorum. Şaşırmayacağım da; bunu yıllar önce halletmiştik.

Şimdilerde, heyecanlıyım, tuhafım, mutluyum, kıpır kıpırım, hatta içimde ki koşma isteğini dizginlemek için dans ediyorum, yeniden oldu, inanmak güç lakin çok güzel ve korkutucu ve ürkütücü ve çok güzel.

Bir Marla Singer, bir Marla daha derken Asua, üzerime Marla sinmiş gibi, o kadar çok sigara içtim ki, o kadar ki, o kadar keyifliydi ki, sensizdi, dumanlıydı, düşündürücüydü hatta zehirleyici, pembe ciğerlerimi siyaha çevirecek türden dumanlı hava sahası gibiydi, ah! Kötü düşünceleri olan insanlar, uzaklaşın benden diye bağırmak istiyorum, sürekli ağlamaklı ve kötü olaylar anlatan insanları dinlemeyen birisiyle tanışmıştım, çok uzun yıllar önceydi, ne kadar kötü bu insan diye düşünmüştüm. Oysa ne kadar çok kendini sevdiğini şimdi anlayabiliyorum,  insanlar konuşarak zehirlerini akıtıp gidiyorlar sana, off kötü enerji, yapışıp, kalıyor, siniyor, çıkmıyor; oysa şimdi hava griden bozma bir alacakaranlığa sahip, şu an Libya da yaz olduğunu bilmek ne kadar keyif verici mesela, şakır şakır yağan yağmura bakıp, bu dünyanın yarısının yazı yaşadığını biliyor musun sen? Ne bu halin diye bağırmak istiyorum, bütün bulutlar gitsin, sonra sen gel.

Çekilmezim değil mi bilog?

Bütün gün temizlik yaptım, koşarcasına, sonra da Primal Fear ı izledim, Edwart ın gençliğinden, kısık gözlerinde ki çok şeylerden ve nasıl ne şekiller sergileyebileceğinin müthiş bir şöleniydi, Richard abimiz köpek yavrusundan farksız saçma suratıyla o dönemlere ait şimdilerde komik gelen takım elbisesiyle cüretkar roller takınmaya çalışmış lakin yanında Edvard Norton var, bir dur, bir soluklan, bir bak etrafına adam nasıl oynuyor  değil mi?

Heh..


.

26.12.2009

*

Canım feci sıkılıyor, canımın sıkıntısı geçmiyor, oysa çok iyiydim, ta ki; gereksiz onca şeye kadar, off. Hava hırkayla dolaşmak için ideal, araba kullanırken musuki dinlemek çok keyifli, yarım kalan kitaba artıkmış gibi bakmak feci bişi, herkeste tuhaf bir çılgınlık var, o kadar kalabalıklar ki, yapayalnızım içlerinde, boğacaklar, üzerime basacaklar gibi, az sonra kıyamet kopacak dünya rahatlayacak gibi, birazdan fırtına kopacak tanrı kıs kıs gülecek gibi, birazdan sen çıkıp gelecek her şey düzelecek diyeceksin gibi, hiçbir şey yapmak istemediğim bir anıma denk gelmiş gibisin, üzgünüm şimdiden, sonra neden üzgün olduğumu düşüneceğim, şimdi nedenini bilmeden üzgün olmanın keyfini sürüyorum. Nedenini bulduğumda canım çok sıkılacak çünkü; belkide bu da bir rüyadır, hiç görülmemesi gereken, uyunmaması gereken bir uykunun içinde sıkışıp kalmanın tekilliği gibi, ne kadar sessiz sen de duydun mu?


.

25.12.2009




*

Bugün çok keyifliydi, dünün iş yoğunluğu üzerine bugünkü sakinlik taze sıkılmış portakal suyu gibiydi, vitamin dolu ve sağlıklı. Şu an uykum gelmiş gibi görünüyor, görünmeyen ise film izlemek için yanıp, tutuşan bir ruh hali...

Dün gece feyste taa liseden bir arkadaşım beni eklemiş, görür görmez pek çok şey hafızama düştü, negzel çocuklardık gibi, gerçi depremden sonra herkesin çil yavrusu gibi dağılması yüzünden, o zamanlardan birilerini görmek, iletiişmek çok keyifli, dershaneye gittiğimiz dönemlerde bir gece çarşıda inip benimle parkın oradaki heykele kadar yürümüştü, işi olduğunu düşünmüştüm çünkü evi çok geride kalmıştı, oysa hiçbir şey konuşamadan evine tekrar yürüdüğünden bahsetti, söylemek istediklerini yutup, evinin yolunu tutmuş... Ne ironik, pırıl pırıl bakan gözleri vardı ve nedense bordomsu bir ceketi ve altın sarısı düğmeleri olduğunu hatırlıyorum.  Şimdi Libya daymış, inşaat mühendisliğini Libya da icra ediyormuş, sevindim işte bilog.


Hava bir kaç gündür istediğim gibi sıcak, ne yağmurlu, ne güneşli, hafif lodoslu ve doygun bir ışık, Ezginin Günlüğü çalıyor, " bir kere duyursam güzelliğini tadının, sonra ah oturup, hüngür hüngür ağlasam, boş geçirdiğiniz bağırmadığım günlere, kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu" dududup dudum dum dududum.

Akşam Özge aradı, Nisan da evleniyor, balayında bizim otele gelecekler, çok sevindim.  Banu yu, Nazan ı çok özledim. Ne yorucu geçiyor günler, saçma ve salak hatta, hiç unutmam lisedeyken ders bitince Gülşah lara giderdim, çok güzel terasları vardı, İzmit Körfez i ve Tüpraş cayır, cayır yanardı, Fiko-Gülşah ın babası- nun işten dönmesine yakın terasta ki koltuğu akşam üzerine hazırlanır, Orhan Veli kitabı ve Fikrwet Kızılok kasetleri, tınılı, tınılı geçen akşamüzerleri ve turşu kokan bir teras, ergenliğimin çoğunun geçtiği taş teras, özlemişim. Pek çok kişiyi merak ettim daha sonra, insan bazen sormaya korkuyor birilerini, ölenler, kalanlar, savrulanlar, Barış göçük altında kalmıştı misal, duyduğumda hiçbir şey diyememiştim. Kötüydü...

Neyse, bu akşam güzel bir assos yaptık, eve döndüm, şimdi çay demleyip, içeceğim. Her şey olması gerektiği gibi, ne bir eksik ne de bir fazla...


.
.




24.12.2009




*

Kış mevsiminin en sevdiğim yanı, yıkanacak çok fazla çamaşırın çıkmaması, en sevmediğim yanı çamaşırların zor kuruması, bi renkliler, bi az renkliler bi de ne olduğunu anlayamadığım renkten bozmalar...

Çok yorgunum, yıl sonları beni yoruyor sanırım, koca bir yılın saçma ağırlığı gibi tuhaf kelimelerle süslediğim bu kalbimden temiz bilog sayfamı, kirlettiğim için üzgünüm de bilogum, bunun  tamamen işle ilgisi var, çok yoğun ya, yapay resiflerle, balıklar için oluşturulmaya çalışılan yaşam alanlarıyla ilgili bir toplantıya ağ atılmış da, ben de o ağın içinde kaybolmuş gibiyim.

Hani deniz çekilir, yosun, pet şişe ne varsa kıyıya serpilir ya, öyle bir hal anlayacağın. Temizliği soğutucu ve yorucu... Ne kitap okuyabildim, ne de film izleyebildim, bol bol musuki, ah tanrım o da olmasa, nasıl nimetleneceğiz tüm o faydalarından....

Yarının da iş gününe dahil edildiğine inanamayan bir bünyeye sahibim şu an, uzaya uzaya kıvrıldığım yatağımdan çıkmak istememekle birlikte, pek çok mırıltılar kapımı aşındırmakta oysa ne çare sabah iş başı, akşam iş kıçı, pupa yelken, alabora...

Bu zamanlarda Beirut ve Blonde Redhead en sevilesi şeyler oluyor, sarmalıyor, bırakmıyor.

Uykum var.
Sana da iyi geceler.

21.12.2009




*

Nasıl bunalım, bunalım şeyler yazasım var, off yapamıyorum lakin bunalıyor muyum bunu da bilmiyorum, yıl sonu itibariyle işlerim çok yoğun, off dedirtecek kadar hem de, hiçbir şeyi yetiştiremeyecekmişim gibi bir endişeye gark oluyorum. Sonra geçiyor çünkü boşuna endişeleniyorum her şey istediğimden de iyi gidiyor...


Kayıp Sembol e başladım ve şu an aklım hep onda, robert langdon un hastası oluyoruz, okuken öğrendiğimiz onca şey de cabası, gizemi hep sevmişimdir. Bu kitaptan da çok iyi bir film çıkacağa benziyor, göreceğiz. Tom Hanks le konuşuluyormuş bile, tüh




Şimdilik yazacak başka bir şeyim yok, halen daha Soysuzlar Çetesi izlenmeyi bekliyor.  Vavien i merak ediyorum bir de Başka Dilde Aşk ı izlemek istedim.... Şimdilik bu dünyadan bu kadar, başka dünyalardan başka haberlerle görüşmek üzere.




20.12.2009



*

Dün akşam çok geç işten çıktım, evi süpürdüm, tozları aldım, yerleri sildim, banyoyu yıkadım, bulaşıkları yerleştirdim, belim acıdı biraz, sonra saçma sapan internette dolaştım, Erdinç le muhabbet ettik derken Ati ciğimle, derken çok uykum geldi çünkü bugün sabahın köründe gene işim vardı ve ben işe gelmek durumundaydım, ve yatmadan Erdinç le telefonda konuştuk daha doğrusu gülüştük haha, çok komikti, telefon konuşmasına şöyle başladı, şu aralar yazdığım romana çok yoğunlaştım lütfen artık söyle, hahahah! Film repliği gibi, çok güldüm, karnımı acıtacak kadar. Rüyamda Sertab Erener şarkı söylüyordu, çok değişikti sesi, çok hoşuma gitti, sonrasında bir deniz aşırı yolculuğa katıldım, hava çok fırtınalıydı, midemin bulandığını hissettim, gerçek gibi dayanılmaz bişiydi...

Oturup; hüngür, hüngür ağladım, bilmediğim şiirler okudum, şarkılar söyledim, kiraz yedim, söylemek isteyip de söylemediklerimi bir kuyuya attım, ve kendimden nefret ettim, bazı tercihlerimin beni kahrettiği sonucuna varmak fakat bundan kaçamamanın acizliğini yaşamak, oflatan hisler, yaşayamadıklarıma hayıflanmalar, yaşandığında dahi nasıl olacağından emin olamayacağın pek çok şey... Neye üzülüyorum ki, yaşadığımda iyi olacağını düşündüğüm ama bunun doğru olup, olmadığını bilemediğim bir şey için savaşıyorum, belki de alakası yoktur yaşadığımızda istediğimiz gibi olmayacaktır, bunu bilmiyoruz da;  tek bildiğim bunu böyle yaşamayı istemediğim, anlamsız geliyor.

Mavi yolculuğa çıktığımı hayal et, dönmezsem Tsunami olmuştur. Kabullenmenin en kolay yolu, ölümü düşünmektir.

Feyspukta ne kadar çok mal var öyle ya, nedir insanlarda ki bu mallık, anlamış değilim. Ne kadar çok gaza gelen bir milletiz. Uf ya, her şey bok gibi işte şu sıralar, böyle olacaksa ne anlamı var ki, hiç yok.

.


19.12.2009




*

Bütün gece saçma sapan 2012 filmini izledim, mısır yedim, ayaklarım uyuştu, sonra kitap okudum, kim bilir kaç sayfa okudum ama aklımda hep başka şehirler vardı. Okuduğumdan hiçbir bok anlamadım, aklımda bile yok, kitap kapağı hariç;

2012 filmi cidden çok anlamsız olmuş, hani nasıl bir 2012 yi zihinlerde meşrulaştırma olayıdır anlamadım da, efektler filan mucize de hani o arabalı ve yıkılma sahneli hatta uçaklı sahnelerin tümü için bilgisayar efektlerini yapanlara verilecek paraları, senaristlere harcasalarmış daha iyi iş çıkabilirmiş çok ucuz bir gişe filmi, hayatımda da bu kadar çirkin siyahi bir amerika başkanı görmemiştim, genelde yakışıklı olurdu, bu adam ı ıh olmamış, klasik amerikan filmi endüstrisi, eğer bir felaket varsa kesin amerika başkanı zenci oluyor, çok saçmaydı ya, off cidden zaman kaybı. Yazık oldu zamanıma, okuyup da anlayamadığım onca satır için harcanmış zamanlarım daha değerli...


Bu arada dün Gattaca yı izledim sahi, çok beğendim, Uma Thurman ablamızın filmin içinde bir objeden farkı olmaması da ayrıca bir durumdu, yine de durağan güzelliğiyle Ethan abimize filmin içinde bir anlam kazandırması ise gözümden kaçmış değil, daha gerçekçi bir bilimsel kurgu izlemek keyifli ve ürkütücüydü, herkesin fişlendiği, kanından,idrarından geçirdiğin kazaların bile kayıtlı olduğu bir veri tabanı ve daha iyi bir cins olarak seçilebilenlerin yaşam standartları vs. vs.sonuç hep aynı mucizevi olarak kodlanmış kardeşinden daha iyi olacağını kanıtlamış bir Vincent ve intihar etmeyi bile başaramayan Jerome un hazin sonu, filme tuhaf çelişkiler, gereksiz ayrıntılar dahiolsa, onca bilim kurgudan daha iyidir diye düşünüyorum.  Özellikle geniş açı çekimlere bayıldım, tabi renk skalasında ki geçişler, oyuncularla, senaryoyla, görüntülerle bağlantılı durağanlık çok cezbediciydi, tam bir bütünlük oluşturmuş. Neyse .

Sağlıkçı bayanların dışarıdaki hayatlarında da aynı tuhaf surat ifadeleri değişmiyor sanki, değişebilenler çok nadir gibi, nedir bu insanlarda ki özelliğin mizaca olan yansıma hali, anlamış değilim.


.

17.12.2009







*


Ne zamandır yazacağım, yazacağım lakin yazamıyorum. İşler çok yoğun, günler kısa, derken saat yedi olmuş ben hala cebelleşiyorum. Derken eve gidiyorum, babam geldiğinden beri evimiz sıcacık, bir uyuma pozisyonları alıyorum, mırrrr, mırrr lakin uyuyamıyorum ama evde olmak bile şa'ane be kuzum.Havalar baya üşüdü, iş yerinde ki ayaklarımın uçlarına denk gelen parmaklarım çok üşüyor. bu Japon amcalarımız ayakkabı içi ısıtma sistemini geliştiremediklerinden yazıklar olsun onlara, oysa kendileriyle ilgili geçen bir mail aldım, iğrençti; bilumum deniz hayvanlarıyla sex yaşayan bu canlı türü midemi o an çok bulandırdı, nasıl bi ırk bunlar ya, tamam Atom Bombası atılmış, üzülüyoruz Nagazaki nin başına gelenlere, evet anlıyoruz deniz aşırı bir ülke kendileri lakin nedir bu canlılarla olan münasebetiniz, iğrenç be, bir ara da bebek yerken ki mailler dolaşıyordu, cidden ürkütücü bir karnaval gibi ülke, ıyğğ. Aklıma geldi de, neyse gereksiz..


Sabah uyandığımda ki kendi imkanlarımla uyandım, bu başlı başına bir olay zaten, bir de bütün kıta ların aynı harfle başlayıp, aynı harfle bittiğini fark ettim, hayır sabah sabah bu lüzumsuz bilgiyi daha önceden keşfedemediğime mi üzüleyim ya da üzülmeye değer bulacak bir şeylerim olmadığından mıdır, anlayamadım.


Big Lebowski yi izledim ve yine çok güldüm, geçirmek istediğim hayat formu odur işte, bu kadar saçma ayrıntı olmadan, geniş, geniş, gebeş ,gebeş, ohh mis. Ne güzel bir insan modelidir, evimize almak istiyoruz. Flashforward ın onuncu bölümünü izledim, hani dizi muallak gibi, o yüzden eski heyecanım kalmadı. Yine de heyecanlıydı diyebilirim.


Neyse, okunması gereken Kayıp Sembol üm, izlenmesi gerekli Gattaca m ve Inglourious Basterds ım var. Çok mu yoğun ya da çok mu tuhaf anlayamadım, annemin olmaması çok üzücü olabiliyor, özlüyorum. Onun haricinde hep bir yetişemem telaşı, bir koşuşturmaca, bir ablaklık, bir vs....




NTV nini katalog yaptırdığı O AN fotoğraf albümünü inceledim. Filistin, Irak, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Uganda vs gibi ülkelerde hep aynı acı manzaraları, yoksulluk, savaş ve acı,  Avrupa ve ABD den ise spor şakaları, ünlü politikacıların absürd halleri ve diğer saçma manzara fotoğrafları, insan basmaya utanır be... Şimdi çok Doğu ya gitmeye de gerek yok, Batı da her hangi bir köye gidin, çekeceğiniz kareler bellidir, sefalet, o yüzden herkes dayatılan neyse yaşıyor, birileri daha çok spor yapabilsinler, eğlenebilsinler diye, birileri hep aynı acıları yaşamak zorunda mı?


Nefret ediyorum o yüzden siyasetinizden de, devletinizden de, dininizden de, ideolojilerinizden de, hepsinden... bunu yaşamak zorunda bırakıldığım harcanan hayatımdan da...




.







14.12.2009



*

Dün gerine, gerine bir hal oldum. Güzel bir Pazardı esasen, kestane pişirdim, sancılı bir bekleyişten sonra güzel bir doyum lakin bir tane tadı kötü olana denk geldiniz mi, hiç gitmeyen o tat, ıyyğ. Kendimi hiç riske atmadım, tadının iyi olduğunu düşündüğüm, sağlıklı  ve iri görünen kestaneleri gözüme kestirip,hepsini keyifle yedim; bu bir başarı öyküsüdür. hahaha.

David Lynch'in Muholland dr sini izledim, hep aynı Lynch işte, bir girdabın içinde dönüp, duruyorsunuz. Basit lakin çetrefilli bir anlatım, konu hep basit kadın bir filmde rol almak ister ve derken olaylar başlar, bir onun başına geçersiniz, bir bunun başından tutturursunuz, derken yavaş yavaş sona yaklaşırsın ve olaylar çözülmeye başlar, hastirrr dediğin yerler olur, sonra vay anasını a.q. derken filmi bitirip, Lynch i anlamış olmanın vermiş olduğu haklı gurur ile bir şey yapmasanız da olur. Hani ben yapmadım da ondan dedim.


Bay Menteş in romanını bitirdim, cidden güzel kurgu, ama o bilindik ucuz tınılarına kıçımla güldüm, hani bazı kalıplardan çıkamamak bu olsa gerek; yok kabir sessizlikleri, yok rüyanın içinde sanki futbol oynamak için toplanmış tarikat şeyhleri, bunlar komik şeyler aslanım, daha yaratıcı olmalısın, ama yine de bu performansın için seni kutluyoruz, daha sıradan kişilerle daha evrensel bir yapıta imza atardın bebeğim, büyük düşünmek gerek. Hahahah. Çabalarını takdir ediyoruz.


Uzun zamandır fotoğraf çekemediğimin farkındasındır umarım, Ephesus fotoğrafları bile bir boka yaramaz çıktı, uyuz oldum. Neyse bu konuyu irdelemeyelim, inciniyorum.


Uğrarım gene.


.


*


Michael Jackson taklidi izleyeyim, yerimde duramıyorum. Bana özgü bir şey midir, ergenusken bıraktığı izlerle mi ilgilidir, anlam verebilmiş değilim. Başka bişi bu...



.

13.12.2009

*
Lanet olasıca Menteş yine iyi yazmış, postmüslim işte, hıh; bok atma sanatını iyi ifşa edenlerdendim. Şimdilerde yapmıyordum ki, bu Dilemma dan sonra ki araya değecek bir yapıtmış, o yüzden bok atasım geldi.




Neyse işte akşam nereden estiyse Ölü Ozanlar Derneğini izlemek geçti içimden, klasikleşmiş konunun içindeki özgünlüğünü seviyorum. Ayrıca Ethan Hawke gibi muhteşem bir yaratığın ergenliğini izlemek de keyif verici, çocukluğundan  aktör olanlarda sevdiğim en güzel yan, bütün evrelerine şahitlik yapmak, Michael J. Fox ise hep ergen kalan zavallılardan dı, Back To The Future allahım bütün ergenliğim onla geçti, sayılır.


Neyse, sonrasındaysa Korkma Ben Varım a başladım ve bırakamadım, bir kaç gündür okuduğum en iyi şeylerden biri, aferin diyoruz, kendisini teprik ediyoruz.

Hava bildiğin buz, dağlarda seyrek beyazlıklar oluşmuş, ayazını da kıçımız yemekte, şu yılbaşı geçsin istiyorum. Bir otel yöneticisi olarak, yılbaşında programa çıkacak sanatçıyı önceden dinlemek ve dansözü önceden izlemek gibi zaruriyetlerim var, ne gereksizlikler bütünüdür. İnsanların talep ettikleri eğlence anlayışını kınayıp, yılbaşında gebeş gebeş evde oturmak, mümkünse film izleyip, kitap okumak istiyorum, millet kırmızı donunu neresine geçirirse geçirsin, ben buna maruz kalmak istemiyorum. Bu yılbaşı partisine radyasyon maskesiyle katılacağım.
Aklıma başka bir şey gelmiyor.

Ucuz kırmızı şarap iyi bir şeydir bilog, çok güzel kafa yapıyor, denemelisin.

.

12.12.2009

*




Gece ibret olsun 



diye requiem for a dream i yeniden izledim, 
zararlı alışkanlıkları seven bir bünyeye sahibim,
hani bunu yazıyor olmam da başka bir kötü
alışkanlık oluşturuyor, etrafıma kötülük saçıyorum ben... 
evet, kesinlikle hahah,







sonrasındaysa bir Kubricks yapayım dedim, 
alt yazı sorunu çileden çıkardı beni,
diğer dvd yi de bulamadım, 
çok sinirlendim sonra uyumuşum. Sonra bir mesaja uyandım, 
sonra ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum, bir mesaj daha, 
bir tane daha derken, uyurken otuz kere mesajlaştığımı 
sabah uyandığımda fark ettim, ne yazdığım ise tam bir ziyanlık, 
keşmekeş, girdap hatta 2012 ve karadelik hatta marduk 
gibi nitelendirilebilir. Off ya, ne gereksiz istekleri var bu 
insan oğlunun,anlamış değilim lakin anlama çabasında da
değilim ama lanetli gibi sorunlu herkese bu kadar mı açık
duyargalarım var be kardeşim.


Geç uyandım, duş aldım, sıcak su akarken soğudu, sonra 
küfrede küfrede çıktım, buz gibi, delirmek o an yapabileceğim
en kolay işti, o yüzden delirmedim sanırım.


Şimdi kitapçıdan geliyorum, Gösteri Peygamberi ve
Korkma Ben 
Varım ı aldım, merak ediyorum, sanırım bu akşam 
satırlara dalacağım ve yarın babam gelecek, 
annemin ameliyatı başarılı geçti, yalnız yirmi 
gün filan Ankara da kalması gerekli ve pek
çok gereksiz bilgi ile donatılmış durumdayım, 
akşam müşavirlerle yemek yiyecek bir 
sevgili, evi ve kendini ısıtamayan ben, benden zeytin 
yağ isteyen ne olduğunu anlayamadığım biri, ev ödevini 
yapamayan bir dost, 
sevgilisini askere göndermiş diğer bir dost, sevgilisini askere 
gönderen dostumu yalnız bırakmayan başka bir dost ve bu gece
Bodrum a gidecek başka bir dostum var. Şu an için fazla bile
geliyoruz bu pilanete, neyse ki işler, güçler var, atlatabileceğimiz 
çoktan seçmeli travma listelerimiz ellerimize tutuşturulmuş ve 
geçip, gitmesini bekliyoruz, 
sahi hala biz ne bekliyoruz?
of. öptüm cicim.




.

8.12.2009



hiaaa
günlerden ben

ne kadar ağır aksak şeyler oluyor. ne kadar karışıklık içinde bir tutarlılık anlatamam sana. The Prestige yeniden izledim, Cristian amcamızın konuşurken ki dudaklarına bakmaktan kendimi alamadım. Yuta, yuta. yut.

Şarap içmeyi özlemişim, film seti havası verilmiş, çalı altı deniz manzarasına karışan meltemi de, sonra anlayamadığım pek çok şey ve bu şeylerin içinde hiçbir şeynmiş gibi yükselen kilden heykeller. Canım arabayla gitmek istiyor, Eceabat yakınlarında ki Tuz Gölü ne misal, enfes bir koy vardı, orada olmak ya da olamayıp, saçmalamak ve gidemeyişlerimi hep sana yüklemek istiyorum.

Hazır senden bahsetmişken, kafası bu kadar karışık biri için yine de çok iyi idare ettiğimi bilmeni istedim.
Uykum geliyor, sonra gidiyor, tuzlu fıstık ve papazkarası bu gece iyi gidiyor. Biraz musuki, çevrimdışı dost sohbetleri, kekremsi bir yalnızlık da cabası, merak ettiğim şeyler var, neyse ki unutuyorum, neyse ki unutuyormuş gibi çok güzel yapıyorum.

Neyse ki işte öyle...


2.12.2009




*


Önce bir yere gitmek için yola çıkmıştık, sonra o yere gitmedik, sonra başka bir yere gidelim dedik, sonra oraya da gidemedik, sonra Çandarlı yı görmedim ben dedim, Çandarlı ya girdik, yarı yolundan geri dönüp bahara erteledik, sonra Aliağa, Foça, Menemen, Çiğli derken İzmir, derken Kuşadası, derken Selçuk, Efes, derken Meryem Ana, derken biz, derken sıcacık hava, derken turistler, derken yollar, derken sensiz de geçebilen güzel günler, yollar, hayaller, planlar, derken, derken döndük...

Mükemmeldi....


işte




.