31.10.2008

87

Salak insanlara tahammülüm yok, hele ki bu salak insanların erkek türü hiç çekilmiyor, bağyan türleri yine komik oluyor, heheh. Çok rahatsız edici değil de lakin erkeği hiç çekilmiyor be kardeşim.


Ulan salak herif madem bi boktan anladığın yok, neden biliyormuş gibi haller takınıp da, kendini rezil ediyorsun allan gerzeği, hayır beni ne meşgul ediyorsun, morarır da gidersin tabi...



86

kaçıncı uyku, kaçıncı uyanış ki...
ağzımın da tadı yok,

neys

yarın ola hayrola

sabah ki coşku yorgunluğu olsa gerek, bazı zaman ise yorgunluktan, şaşkalıp ne kadar zamandır o noktaya kitlendiğini fark edemeden, kendine gelip, bir gün daha böyle sonlandı diyebilmektir, neyse ki bazı zamanlara ait tuhaflıklar, yoksa ben her daim bazzaman eş kenarlıyım.

Rüzgar savuruyor, saçlarım savruluyor, dallarla birlikte yalpalanıyoruz, bir o yön, bir keşişleme, derken bir lodos bastırıyor, ardından yağmuru gizlercesine, ıslak zamanlar bunlar; hani bilemediğin, içinden çıkamadığın, saçma zamanların hava durumu gibi.

Çok uyumak istiyorum, çok gitmek istiyorum, çoklar varsa durum hafif sakata paralel bir durum izliyor, yoksa her daim yaşanılanlar, yaşadıklarımızdan çıkarıp da uygulamaya kıyamadığımız tecrübeler düzlemi değil mi? Yürüyebilene aşk olsun. Olsun tabiyki, o olmasa zaman geçmez yahu

* o * (benden hiç bişi olmaz diyim sana okuyucu) ~ o ~ kısık gözlüymüş gibi yapan ama uyuyan koala olur, olsa olsa; o da neye yarar ki.

Şimdi birisinin papatyası olsam misal, parmaklarımı koparıp; seviyor, sevmiyor dese, hiç canım acımaz benim. Hiç hem de; ciddiyim bak, giden parmaklarım olsun, zira sorsa ben hemen söylerim.


Saçlarımın neyle zoru olduğunu bilemeden rüzgara kapılmak istiyorum, onlar önde, ben arkada yahut ben önde, onlar ardımda; söğütlerle bir eğilsek, diğer gelen rüzgarı beklemeden kaçsak, elbisem havalansa, çok utansam, etrafıma baksam, kimse olmasa, sonra koşsam, hehe, yine uçuşsun eteklerim diye diğer rüzgarı beklesem, meltem, Karayel, Keşişleme derken Muson Yağmurlarına yakalansam, sonrası sırılsıklam, seni sevmek gibi...





29.10.2008

85

Bilogggggggg saçımı mürebbiye saçı gibi yaptım hehe fotosunu çekersem koyarım süfer oldum, süfer mürebbiye.


Ayo dinliyorum, heheh şa'ane söylüyor


Down on my knees,

I'm begging you, Down on my knees,

I'm begging you, Down on my knees,
I'm begging you,
Please, please don't leave me



heheh bu melez ablalarımızın kendileri güzel olduğu kadar, sesleri de güzel oluyor. Ama çirkinleri de çok bet, kabul et bunu bilog. Ben her daim güzelim, bu da benim suçum değil ki, züğ der ki “iyi bir fotoğraf omzun üzerinden, meleği gösteren fotoğraftır” heheh negzel slogan atıyor.


28.10.2008

84



Bu cep kanyağı çarptı sanırım beni, Asusays in açılışı yarın tüm yurtta törenlerle kutlanacak, ben katılamayacağımı bildiriyorum şimdiden…



Şu finans-kapital çökse de takas yöntemine geçiş yapsak, olmadı patates baskı, ip baskı, sürrealist çalışmalar bunlar bilog. Kafe kanyak ve sigara dumanı üçlüsünün yerini hangi sanat tutabilir ki, ahh Jeff de söylüyor, mırıl, mırıl. Daha ne olsun be gözünü sevdiğimin bilogu.



Çok uykum geldi, saçlarım uzadı minimosss saçı olamıyor, dev gibi bişi oluyor, uff Güliver Topuzu cüce Asua da gibiyim, hava bir sıcak, bir soğuk, şebelek oldum, arabanın bagajı şinoyker takımdan, kayak takımına kadar her zorlu mevsim şartına göre hazır.



Çok üşüdüm mesela bugün, ama yurdumun Kuzey Ege sinde denize giren bir balıkinsan sürüsü vardı, onlara baktıkça gözlerim yandı tuzdan, sırılsıklam oldum, üşüdüm ulan.



Odam karman, çorman; yazlıklar ve kışlıkları ayırırken hepsi birbirine karıştı, şimdi çık çıkabilirsen, lojistik anne desteği lazım çatıya. Bu iş beni aşar gibi şimdilik ya da başımla birlikte onlarda dönüyor, bütün mevsimler etrafımda dönüyor gibi,hahahah



Komik oluyor.



Aklıma sürüyle şey geliyor, sürü takipçisi alacağım aklıma bir tane, ben yoruldum, hangi sürünün peşinden gideceğime karar veremiyorum, sürüler kaçıyor. Eski zamanlarımın birinde Terelelli Pictures a ne gülerdim, hahah Dandoldenyus Adventures; havada uçan makas sürüleri vardı. Yakalanınca kötü yapıyorlardı. Negzel eski zamanların biriydi, o zamanlar; her şey eskiden yerli yerindeydi, şimdi bu zamanlarda eskiyince öyle olacak biliyorum, bir kurtulsak da şu zamandan, her şey yerli yerine geçse…



Şimdiki zamanla ilgili sorunlarımız olabilir ama di li geçmişlerimizi seviyoruz.



Dey mi bilog.

Uyumazsam yeniden yazacağım.

Bekle sen beni, uyuma sakın. Mesaidesin bu kapatma günlerinde çok yattın.



Şimdi salıksın, olmaz öyle.

83

sarılıp, bi öpüşelim

içimizden küfredelim, dışımızdan pataklarız

lakin şimdi işim var, unutturma bana bilog, çok işte çok kötü şeyler düşüneceğim topu için....

hahahha!
düşününce kötü olur muyum, lan!

olmam, ne olacağım;

Pass in time var ya bilog, çok uzun biliyorsun değil mi? Uzun, uzadıya dağıtmak için adamı, bunun da farkındasındır sen şimdi, farkında olmadığın bir bok yok, terpiyesiz seni, ne biçim konuşuyorsun, hahaha.


Olsun, güzel, dinle sen de geçer.
Geçmezse, yeniden dinle.


Oh bütün gün yazacağım sana,
ohhh.

Çok pis fotoğraf çekmek ve o çok pis fotoğrafları, çok pis paralara satmak istiyorum.
Hahahha.


Down,down, ne duruyorsun be down etsene. Kaçacağız buralardan bilog.

*o*

27.10.2008

82

her şey boş be bilog şu adresi yükle bilgisayarına işte sana sorunsuz ip, hatta yutup fidyoları tam ekran bile oluyor,

http://www.hotspotshield.com/


neyse işte
sonuçta her şeye çare var da bi ölüme yok, bilog dey mi?

26.10.2008

81

dün, bugün

yüzyıllara bedel gibi

80

bir süre buradayız günlüğüm, sacid e nasıl teşekkür etsem az, taşıdı bizi blogdan biloga nakliyat yapılır diyordu sayfasında, bizde üç bilog baş vurduk, hasarsız, kırmadan, dökmeden taşımışlar, iyi çocuklar nitekim, blogger açılsa da geçsek mekana, sonrada kendimizi bir sayfa edinsek.

Lan ben böle ülkenin teeee a.q.

24.10.2008

korsan rakam

seksi böcek

korsan yayın çıkarıyorum bilog, sen de ben de heyecanlıyız ama olsun, sulh mahkemeye inat, yaşasın günnük. lan günlüğümüzü paylaşıyoruz, sen Diyarbakır alla alla,

tamam demiyeceğim bişi, korsan bu yayın okuyucu eğer ki okuyorsan, imla denetimlerimiz kapalı, gerilla, post yaz, kaç taktiği.

Hahaha


canım sıkıldı, domain momain bilmem ne satın alacaz sanırım.
sırf seni yaşatmak için be asua, bi çinliler bi de türkler mahrum zaten netten

ama yükle bunu http://www.hotspotshield.com/ al ip ni ABD kıtasından, her yer vizesizmiş. Anasını satem.
yaşasın ktunnel da ......... uyuz oldum ya
bak uyuz oldum
allan belaları

lan günlük yazıyoz be
diyerbakır mahkemesi

günlük günlük

77

Bazı zaman küllükte filtresi yanık sigara gibi kokuyor hayat, bazen de güzel bir koku gibi ansızın gelen, gidiveren. Hissettirdiği hep güzel işte…



Küçükken sandığım şeyleri düşünüyorum, anlayabildiğim kadardı; ağlayan birini görürsem şeker verdiğimde geçeceğini sanırdım ya da bebeğimle biraz oynamasına izin verdiğimde hiçbir şeyinin kalmayacağını, birinci sınıfta yan sıradaki çocuğun neden bir parmağının olmadığını anlayamamıştım, hiç noksanlık görmemiştim, saçlarım kesildiğinde kanayacak diye korkardım, çekik gözlü çocuk Türkçe konuştuğunda çok şaşırmıştım, oysa onlar hep Japonca konuşuyorlar sanırdım, uçan balonun beni de uçurup gideceğinden korkup saatlerce ağlamıştım, müsamere gösterisine çıkmadan az evvel yediğim elma şekerinden kurt çıkmıştı, yine de yemiştim, sonra gösterinin ortasında kusmuştum; öğretmenim neden bu kadar kızdı anlamamıştım, kusan bendim, annem kusunca böyle yapmıyor demiştim, sonrasını hatırlamıyorum. Burnum o kadar küçüktü ki gözlüklerimi taşımıyordu elimde tutup, dolaşırdım; hiçbir yeri görmeyip de benzetmek daha güzeldi, defterimin sol tarafına yazmaktan nefret ederdim, bununla ilgili ilginç cezaları olmuştu öğretmenimin, sıra arkadaşımın da ufak boylu ve gözlüklü olması kardeş olduğumuzun kanıtı gibi gelirdi o zaman, neden ayrı evlerde de oturuyorduk anlayamazdım. Bahçede Japon elma ağacı vardı ya da adı böyle miydi hala bilmiyorum, o kadar küçük elmalardı ki Japonlar ın ağzı küçük ya ondan herhalde derdim.



Şimdi gerçek anlamların ötesinde mecazlar hatta hiç söyleyemediklerim var, hissettiklerim belki de uydurduklarım, yine de güzel işte. Her şeyiyle, belki eksiğiz hayatta hep, eskimişliğimiz bedenlerimize de yansımış olabilir, ama güzeliz işte.



Neyse bilog, bu kanyak kafenin tadı şaane oldu bak, formülü unutturma bana.



Şimdi biraz kitap okuyacağım, düşlerden düşmece oynayacağım, heheh diye güleceğim, kendime komiğim çok eğleniyoruz zira, acıtmadığımız zamanlarda kendimizi, kal sağlıcakla.

23.10.2008

76

Gece gene geç yattım, bilgisayarın başında yediğim susamlı çubuk krakerlerin, susamlarını üzerime döktüm. Yarım saat yere dökülmesinler diye öyle durdum, nefes dahi almadım bilog, sonra Züğlen konuşurken hepsi dökülmüş, neyse bari uyuyayım dedim, odam çatı katında lakin, karıncalar sevinçle çıkıyorlar odama, susam tanelerinden eser yok, Birkaç daha karınca yolu filan, ama çok zevkli onları izlemek, anneme söylesem çoktan öleceklerdi. Bana dua etmeleri lazım.


Sonra bugün çirkinlik kompleksine girdim, esasen bu kompleks değil de, kötü hissetmek diyelim, geçer belki birazdan bir şeyim kalmaz, değil mi bilog? Aynaya baktığım göz bile yamuk gibi hahah.


Bugün hiç kitap okumadım, riydırımdan da bir kaç bilog okudum, sonra yine aynı işte, feyspukta fotoğraflara bakmak ne keyifli yahu, dedim mi daha önceden, bilmem demişimdir ya da dememişimdir, işte sonuç değişmiyor.


Ruh çirkin olunca, aynaya baktığında da değişen bir şey olmuyor, ruhum çirkin bugün .


Esasen biri geldi, bir şeyler konuştuk sonra gitti; o gittiğinden beridir, boğuluyor gibiyim. Ruhumu kirletti sanırım, pis şey nolçak! Ruhuma çöp dökmeyin, yazdıracağım. Şimdi saat 19 ve ben evime gidiyorum, evden görüşürüz bilog, anneme bir sarılayım geçsin, gitsin üzerimdekiler.



22.10.2008

75






Fotoğraf çekmek şa'ane bir his bilog, günlük yazmak da öyle; sonra makinenin perde ömrü olayını düşünmek gerekli; değil mi günnük? Çat, pat çek sen, perde çatırdarsa at makineyi çöpe, gelsin yeni makine; hay anasını...


Neyse çatlayana kadar foto. Uzun zamanlardan beridir, ilk defa kendimi akşamki kadar iyi ve ruhumu rahat bırakmış hissettim. Hiçbir şeyi düşünmeden, ruhum ağzımdan çıktı gitti sanki, döndüğünde büssürü hikayeleri vardı, konuştuk, konuştuk; güldük. Gördüklerini anlattı, hani hepsini anlatmadığını biliyorum, ne zamandır böyle güzel konuşmamıştık, ruhum ve ben; eski günlerdeki gibi, nasıl özlemişim.


En çok neye sevinmiştim biliyor musun kitap biterken, barda tekrar karşılaştılar ya, haha nasıl bir sevinç oldum, anlatamam. Okuyucu hep bunu bekliyor demek ki, genel tabir bu işte, ne yaparsan yap bu; değişmez.


Şimdi aklımda onca şey, Cihan geliyor, anlatıyor da anlatıyor, sonra hop gidiyor mesela şimdi de öyle oldu, sabah içtiği votkadan değil, güzelliğinden olsa gerek diyorum, hep anlatma ihtiyacı onda da mevcut işte, anlatıp gidiyor, hastasıyım gitmelerinin. Komik.


Makine dairelerinin kendine has kalabalıklığı ve heybetli duruşu hasta ediyor beni, seviyorum. Kargaşa, heybet, ayrıntı, mekanik, ışıklı panolar, karanlık, ışık huzmesi, Jeff, Calla bunlar sefdiklerimin arasında bugün, akşamki kafe kanyağımın kıvamı da şa'aneydi bu arada, basıp üzerinden geçemem. Nazomun meyiliyle işe başladım, sevindirik oldum, zaten akşam iş çıkışı çok mutluydum, huzur ve rahatlık vardı havada, ben içinden süzülürken, ıslıklar, alkışlar, konfetiler, daha neler, neler; ne coşturucu şeyler bunlar. Flaş kullanmak gereksiz, varsın olsun grainler, çatlaklar fotolarımda, kime ne zararı var ki, ben onları seni sevdiğim gibi, olduğu gibi seviyorum.



Uzun, uzun anlatmak istedim. Şimdi hiçbir şey düşünmüyorum, ne doğrularını, ne de yanlışlarını bir şeylerin, olması gerektiğinden olan onca şeyler gibi esasen, giderken ki gülümsemem gibi ya da ne bileyim, şimdi bu herkese soyut anlatımlar, kavrayamamalar, ne önemi var ki okuyucu, sen okuduğundan beridir, dün huzura erdim.


Bazen bizim olması gerekmediğini biliyorsun işte, bizim olmasa da seviyorsan, her vazgeçişinde daha çok senin oluyor. Elinde bir tutam saçımla gelsen şimdi, koklayıp içimize çekerdik, savururduk göğe, bir tutam saç işte, değerken yüzüne hissettirdiğinden öteye gidebilir mi?


İnan önemli değil diyorum, sonsuza kadar yaşayabileceğimin sinyallerini verdi dün gece, gecenin bir yarısında mutluluktan uçan başka bir ruh gördün mü sen dün gece? İnan değil işte, ne konuşursak, ne paylaşırsak paylaşalım, hissettiklerimin ötesine geçemiyor hiçbir şey, şimdi ben, Nazom, Banum sarılıp birbirimize göğe bakıp ağlıyoruz, gerisine de el sallıyoruz, herkes o kadar yoğun ki, o kadar çok işi var ki, sıkılmaya bile zamanları yok gibi, sıkıldığım zamanları ve huzuru bulduğum o anı seviyorum.


Senim

Seni çok seviyorum.




74

çok pis fotoğraf çekesim dayandı surlarıma,
buyrunnnnn

- 0* yine başladık.

sabahın altısında nedenini anlatmayı düşünmediğim bir sebepten dolayı uyandırıldım, halen daha sersem gibiyim; ne var o kadar kanayacak.

IIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIğğğğğğğ

herkesler, zamanın birinde sevgiye acıkmış olabilir, ama bu zamanda hatta bu yaşta, doymadın mı lan sen daha sevgiye derler adama? Hahahha. Kıtlıktan çıkmış gibi sevilesim var, hahahha. Yürü git.

Sert bir sevişmenin ardından mutlu olabilceğini sanıyorsan aldanıyorsun, onlar gençlik zamanlarının saçmalıklarıydı, şimdi insanlar minimalize şeylerle mutlu oluyor; sert, hisli sevişmeler yavan kalıyor, kimse donum nerde acaba telaşına düşmeden kapıdan nasıl kaçacağına bakıyor.

Fotoğaf beni çağırıyor bilog, duyuyorum; hahaha. neden fotoğraf, peki neden günlük, peki neden bu salak insanlar diye soruyor muyum ben sana, fotoğrafı çok hisli çekiyorum ondan güzel çıkıyor, yoksa herkesin elinde makine be mirim.

Hahah sen de haklısın.

Okuyucu ne diyeceğim, adam sen kaç yıl yaşa, şiirler yaz, arkandan elin dürzüsü çıksın başkasının şiirini okusun. Bir de ezberlemiş hahahaha. Bir de bu sürünün başı hahha. Bir de dinleyen eşraf edebiyatçı, hepsi de alkışlamış...

Anne, bak kral çıplak!



21.10.2008

73



Calla’ya bayılıyordum, hani nicedir dinlememişim, şimdi Last efemin gözleri yerinden oynuyor, Yasemin ablamıza ait rekoru Calla yahut Jeff ağabeyimiz yıkacak gibi görünüyor, tabi ki Yasemin ablamızın güzel şarkı sözlerini de yabana atmadan, sevip, dinliyoruz.



Did you mean it?
Did you mean that, maybe
Are you swearing that if all this goes as planned
You'll believe them

Do you swear it?
Do you swear that, maybe
Do you swear on your safety?
Do you promise that if all this goes as planned
You'll believe them

And so you simply swore the days have been reborn
And all that came before, you don't need it
For better or for worse, your word is like a curse
I'm burning in denial, so just leave it

So just leave it
Did you mean it?

Will you promise that if all this goes as planned
You'll believe them
And so you simply swore the days that came before are better than reborn
Don't believe it

You're burning in denial
No way to reconcile
This better go as planned and I mean it!



Nakarat iki tekrar unutmadan dıdım dım dum lallalala, şimdi senim yanımda, şişede papaz karası, kollarında sımsıcak, tatlı bir mayhoşluk, fonda calla, nasıl damarlar alkole gel, gel der; ben öyle kaçarım. Deli miyim, neyim; tatlı bir çakırkeyiflik bendeki, sendeki yanlış şıkları çıkardık mı, dünyanın orta yerinde açarım iki yakaya kollarımı, gör bak salya sümük olur yeryüzü olmadı, gökyüzü, kahvenin içindeki kanyağın tatlığı da denebilir bu yakarışa; tatlı, tatlı kelime yinelemesi yapmadan yakarırım. Gerisi Geyikli İskelesinden elveda dünya.



Seviyorum düşleri, düşerken düşeşleşmeyi…



Şimdi Banu olsa, sıkıca bağlasak iplerimizi, el ele tutuşup atlasak göğün bağrına, sonra gökyüzünde yüzen kalamar sürüsüne yakalansak, derken duble kalamar tavalar, bir şişe içinde yeşeren üzümler, dıgıdık binsek göğün atlılarına, sonra sen göklerin efendisi, gülsen bize, desen ki komik düşçüler sizi; düşüreyim mi sizi? Korksak biz, çok korksak hem de; kaçarken martılar yetişse bize, bir kanatta Yeni Zelanda’nın dağlarında, kır çiçeği olsak, koparmasalar bizi, ansızın rüzgarlar esse, ansızın kocaman bulutlar, alıp götürse ne varsa, kalmasak geriye, silinsek büsbütün, ne olurdu ha! Sana diyorum, ne olurdu ki?



72



Çok erken uyandığım söylenebilir lakin erken uyanıp da tekrar uyuduğunda, tuhaf bir kalkış sergiliyorsun yataktan, zıplamakla karışık acayip bir pişmanlık, sanki kovacaklar da ama öyle olmuyor işte; o ihtişamlı uyanıştan sonra, kıçıma geçirdiğim kadife şorta ne demeli, nerden buldum da giydim, hahahha ilahi Asua!


Delirircesine Jeff Buckley dinlemek, olmadı gece Yavuz Çetin'i tekrar hatırlamak, tuhaf gece işte, olmadık ne varsa aynı anda doluşuyor hafızama, ah Mojo... sen bilirsin beni demek geliyor içimden.

Bir de Sefahathane'nin kalın sütunları, Atlas'a girerken ki o ihtişam nereden baksan 97 yılından kalmaydı lakin şimdilerde de gittiğinde çıfıt çarşısı gibi, anlamsız uğultulu kalabalık, gereksiz gotik abla ve ağbiler, tek sıra vücutlar, aynı donuk bakışlar, oldu hepiniz farklısınız tamam, hepinize benden birer küçük altın...


İçimdekileri ateşleyenin sen olduğunu bilsem de, bilmiyor gibi yapmak hala işime gelen, sorgu meleğim, sıyrılıp da kalınca maziye, bir de kızınca ona, buna; nasıl da kendine geliyor bünye, vallahi titremişim, üzüldüm yine kendini ansızın boğaza bırakan mucizeye...


Şu adam var ya fütursuz Omar, hayır sanki çok bi haltmış gibi, çok böyle umarsız görünüp de pat pat söylüyor bir şeyler, ne roman okuyacakmış o, tarih ve araştırmadan bahsedilmeliymiş ona, ay nasıl gülüyorum kendisine, ama çaktırmamak lazım yoksa yazık olur, bilse ne denli komik olduğunu, konuşmaz bir daha benle, konuşmazsa da konuşmasın. Yine de komik işte, pelerinimi savururken, uçuyorum tepesinde, yazdığı şeylere abuk gibi bakmışlığım, başını kaldırdığında suratında, hahaha ne komiksin sen, nasılmış diyorum nasıl?


Uzun zaman olmuş gibi roman biteli, her italik yazı geldiğinde bir heyecan bastı beni, Birkaç sayfa okuyucuyu rahatlatır gibi, düşerken tutarmış gibi, italik bitip de çevirdiğinde sayfayı, daldığında adamın içine, tutuluyor insan, hani nasıl daha başka anlatılır ki, büyüyor da büyüyor gözümde, sanki çok yakınımmış gibi, kafede yan masalarındaymışım gibi, hastanede yanındaki bankta sigara içiyormuşum gibi, koştuğu sokakta ardından boylu boyunca bakmışım gibi, taksinin kapısı çarparken suratına yalnızlığına dumanı ben üflemişim gibi, sanki o tanıdığı kokuyu kullanıyormuşum gibi, lanet olasıca ezikliğinde ağlamışım gibi; nasıl güzel bir şeydi o nasıl insan ve zavallıca güçlülük gibi...


Sonra başlananlar boş geliyor, üzerinden iki kitap geçirdim, yine de aynı tadım yok, onu okurken ki tadı bulamadım sayfalarda. Şimdi diğer iki kitabını okumaktan korkuyor gibiyim, sonunu okumaktan korktuğum gibi, Sarı Zarf da iyiydi ama, bir soluk arası gibi; başlamayan hikayelerin, hiç bitmemesi gibi, soluksuz çerez gibi.


Neyse yine uzun oldu bilog, gelirim yine ben.





20.10.2008

71



Bazen; şöyle gerinip, gerinip de suratının tam orta yerine güzel bir tekme atasım geliyor. Dağılsın çenen, burnun, göz kapağın düşsün filan; pansumanını ben yaparım. Dağılırken hücreler, yeşerirken bedenler, romantik serzenişlerde bulunur, yaralarımızı sararız.


Peh.

Banu olsaydı, öyle derdi peh. Heheh seviyorum onun bu tepkilerini, eskiden hep hımmm mmmm derdi, şimdi peh diyor. PEH!


Şu musiki olaylarında, bildiğimiz tınılar yerine, Ferhat Konargilerden bir şarkıyla devam edelim istedim de bende yokmuş, neyse ki deyip, bir ohh çekiyoruz, çok mu entelsin diyor, eğer onu dinlemememin getirisi bu olacaksa varsın olsun, ama senin anladığın gibi olmasın, yoksa içinden çıkılmaz bir durum olur, bence farklı üşünüyoruz, önce bunu kabul et, sözlük anlamına göre yaşamıyoruz, çok şükür.


Seni bir yerlerden tanıyor muyum?

Sanmam. Şu gördüğün şehir, içindekiler hatta bütün bu gemiler benim, içinde bekleyen adam da benim, kendisinin haberi bile olmasa, duvara yaslanmış beni bekliyor biliyorum, bana ait beklentileri o yüzden gitmiyorum. Her şey bana ait, nasıl bir kocaman yalnızlık bu biliyor musun? Her şeyin sana ait olması, büyük bir yalnızlığı peşinden sürüklüyor. Adnan'a hak vermiyor değilim, kadim dost, güzel dinleyici, ona anlatmak rahat oluyor; buradan da teşekkür ediyoruz; lakin kabul ettiğimiz şeyler var, ben istedim, sadece platonik kalması gerekirken, hücrelerin karışmasından kelli, kafa da karıştı, bunda sorun ziyadesiyle bende, o sabit, kendi halinde yayılarak tek bacağı kırık kanepesine *|* hehe negzel kanepe, öylece yaşıyor. Bense kendi kendime arızalanıp, yine onun kucağına düşüyorum.


Fotoğraf çekmiyorsun dedi ondan böyle oluyor, hani gelmiyorsun da yolculuğumuza, bari orayı terk et bir süreliğine kaç dedi, yahu nereye gitsem götüreceğim kendim olunca, hiçbir çözüm özellikle gitmekle ilgili olan çözümler geri dönüşüm kutusuna.


Sorun sadece şu, olmaması gereken bir adama olan hislerin kıvam değiştirirse, arızalanırsın kardeşim, bu bu kadar basit. Ondandır ki, kendisi gayet şa'ane, güzel sohbet kıvamlı hatta komik olan bu canımız insana yol vermek gerekiyor bünyeden, bünyeden çıktığında bende eski halime dönebileceğim,şimdi ardımda güzel bir bahane bırakmam gerekirse; kendimi bırakıyorum.


Ki dönmem için bir şeyler bırakmam gerekseydi, kendimi bırakırdım; şimdi gelmem için bir şeyler tutuyorum elimde, gelmek istemeyi deli gibi isteyip de, boğazıma kadar sana gömülmek de cabası, buna hazır mıyım bilmiyorum.


Duygulu aynı zamanda ahulu bir kadın olmanın getirileri bunlar, şimdi geçiyoruz haberler.


İşte bu yüzden kendimi o salak çocuk gibi hissetmem, alkolün de kimi bağrına basmışlığı var ki, bizimki kafalar tazelensin, konuşamayacak düzeye gelene kadar içelim anasını satayım, sonra ver elini, başka dünyalar. Ver elini diğer galaksiler, biraz daha cevizli kek istiyorum, tarçın da var içinde değil mi, ah moncher, nasıl hayat adamısınız, yanlış anlamayın, hayat kadını gibi ucuz klişelendirilmiş sistem manaları çıkarmıyoruz bundan, bir ömürlüksünüz gibi güzel tarçınlı, cevizli kanepeler çıkarıp, oturuyoruz üzerlerine, sonrası yallah kerim.


70

Sonra hepimiz saklanmıştık, onu orada kaderine terk ettiğimizdeki mutluluğumuzu bir daha bulamadık. Ne diyorsun sen! Kötü çocuklar mıydınız, siz? Yok. İyiydik, iyi olmasına da, o an ona bir iyilik yapmıştık, bir de kendimize * - * heheh bu ne sefimli koalaymış. İsim babası ben değilim, ona Mustafa koala diyeceğiz bundan sonra.


Hani bazen sarhoş ve mutsuz olduğumu biliyorum, bazen değil de sürekli, kimseyi bunlarla meşgul etmeyecek kadar da, iyi yürekliydim aynı zamanda bencil değildim. E daha ne istiyorsun be! Onca mutluluk kahkahalarından payına düşenleri al, gerisi bana kalan son yudum votkadır, ötesi de sana söyleyemediğim onca şeyin yürüdüğü bulvar.



Ne kadar zaman geçmişti üzerinden kestiremiyordum ki, bir sigara daha yaktım, kesmedi bir sigara daha, insanların saçma cinsel eğilimli muhabbetlerine uzaktan tanıklık edip, ne kadar çok konuşuyorlar, beceremedikleri şeyler hakkında diye içimden geçirdim, mutsuzdum belki de yanında sarhoşluk piyangodan çıkmıştı, ama bu kadar yalnız olabileceğim şimdilerde benim dahil, kimsenin aklına gelmemişti.



Bir sigara daha yaktım, başladım mırıldanmaya, ne düşünsen, ne konuşsan, ne yapsan boş zamanların en iyi tarafı mırıldanmaktır dedim. Mırıl, mırıl evimin yolunu tuttum. İki bardak su içtim, üzerine biraz arkadaş sohbeti, platonik aşk muhabbeti, sorulardan sorular, şarkılardan şarkılar derken, gidiverdi.



İnan şimdi nasıl dönüyor başım, kendimi harap etmek için mi düşecektim yollara, istiyorum, evet bunu istiyorum da, gerekli miydi? Şimdi bilmiyorum.

Bilmek de istemiyorum, birkaç beylik söz patlıyor kafamda beylik tabancasından, ortalık kan revan beylik, ortalık yüzdüğün çamur, ortalık orta malı, herkesin kullandığı helaya girmek gibi bazı, değip de bulaşmasından korktuğun her şeyle donatılmış garaj helası.



Bu kadar zor mu be! Sana diyorum,

Aşk neyin kısaltması çözmüş mü o salak herif bilmiyorum da, bazı zaman kendinden nefret etmenin en bayat yolu, bunu öğrenememiş işte kısaltmalarla uğraşırken, kaldı ki ben aynı çukurda debelenen küçük bir domuz gibiyim, o kadar mutlu olduğum da söylenemez, hayati tehlikeyi atlatayım, yanındayım demek lazım demek ki, ne biçim arızalanıyorum, hahahah! Sen iyi misin sorularının cevabı hiç dürüstçe verilemiyor, korkuluyor, bazen de umursamaz içli haller takılını yor, bazen de böyle saçmalanıyor, bazen de olmadığınca umutla sarılıyor, ne haberi var onu boğan bu iki elden, ne de umurunda bu sıcaklıktan, oysa bilmediklerim sıralanmıştı, sahtekardım, olmadığınca hem de, bu saf duygular adamı fena sahtekar yapıyormuş, hem kendine hem de ona karşı, oysa bilmediği bir şey var, o kadar özlüyorum ki, o kadar anlamsızlaşıyor ki, özledikçe kaçmak istiyorum gibi, sevdikçe öldürmek istiyorum gibi, birazdan yağmur yağsa ölecekmişim gibi. Başkaları gibi düşünüp, başkaları gibi normal aşklar yaşayıp gebermek istiyorum, ama olmuyor işte, ne yapsam da, yapamıyorum. Olmadık bir adama tutulup, haberi olmadan peşinden peşi sıra sürükleniyoruz, nereye kadar sürüklerse, zamanı geldiğinde o bizi bilmeden de olsa silkeliyor zaten, oturuyoruz kıçımızın üzerine, bir an önce gelse de yağmurlar başlamadan otursak kıçımızın üzerine…



Bir sigara daha, içer misin bebeğim?

İçme sen pembe ciğerlerine yazık, sana bana yazık olur sonra kıyamayız.



19.10.2008

68


Cibelle - Green Grass - Official Video from Gustavo Guimaraes on Vimeo.

67


Hani kendimi sevdiğim gibi sevse biri de; hem beni hem de kendini.


Az önce söndürülmüş bir sigaranın ezikliği ciğerlerimde, buruk, dumanlı ve yanık bir külliyat gibi gereksizce çektiğim ciğerlerime, bayram varmış gibi, az önce çocuklar gelmiş bozuklukları kapmış gibi.



Pişkin kellelere yakışan, buruk ve alışagelmiş bir tazelikle gülümsüyor yine; nasıl başarabildiğine şaşkın durduğumun farkındayım, sanki şaşkınlığım her defasında aynı mühürle açılıp, kapanıyor gibi; ağır, aksak yalpalanmalarına, pişkin sırıtkan kellesi de eşlik ediyor. Bir sağa, bir sola; tekrar sağa, yine sola... Salak.


Pişkin kelle sırıtışı; insan dediğimiz cinste görülen, kafa boşluğundan kaynaklı bir çeşit karbonhidrat orgazmı.



Küllükteyim yine; sigaranın sönük ezikliğini atlatamamış gibi, ruhum içinde boylu boyunca.



66

atmış altıdan koala yaparım *=* robot gibi
ayın on dokuzu
ben gitmeye daha da korkar gibi

edit
korkuyorum
eşekler tepsin beni

65




atmış beş olmuş be ya

Kısa vinston özlemi, yanında biz boylu boyunca; figüran sanki.
Çakmağın üzerinde sol anahtarı,
çeviriyorum
diğer zaman
çeviriyorum
arkasında anahtar unutmuşlar
sair zaman
üşüdüm
ellerimm, kollarım bana ait değil gibi
üşüdüm
sırtın dönük gibi
biraz daha odun
çatır çutur sıcaklık
koru üzerinde telve yalnızlık
geçtim kendimden
senden
lanet olasıca diğerlerinden
sıcak üflüyor şimdi rüzgar
sanırsın kombiyi yakmış Allah baba
sen çok yaşa!





64

Bilmiyorum, ne haldeyim. Dönüyorum, hem de pis dönüyorum. Dünya, ben, ay ve yıldızlar gece gündüz demeden dönüyoruz. Dönüyoruz. Başım çok dönüyor bugün. Salak bir gün. Kıyısında gibi, duracakmışım, atlayacakmışım gibi, huzursuz gibi, sefil gibi.



Bu kadar güzel olmaya gerek yok, gerek olmadığından diyordum ki bu kadar güzelim bu gece, kaç gecenin çirkinliği bu, kaç gecenin beti benzinde sap sarı, belki de kuru kayısı, bilmiyorum. İyi misin Asua diyorlar, hiç olmadığınca dönüyorum, bak nasıl iyi olmam ki.



Senden nefret ediyorum, önce kendimden, sonra senden, sonra da diğerlerinden, kimin umurunda, belki Cihan bakar, benim umurumda der, bir sigara yakarım, olmadı, bakarım, daha olmadı uyurum, yapabileceklerim bunlarla sınırlı, dönüyoruz, kalın sağlıcakla.





Damarlarımda, yaş üzüm, kulüp, alyuvarlar, akyuvarlar, asua ve sen dönüyoruz, kalbe geliyoruz, inan dağılıyoruz. Hahaha.

Top gibi dönüyor, olmadı sayıklıyoruz, belki de duruyoruz, inan umursamıyoruz.



Sonra veryansın hayat; ne çok anlatacakları var insanoğlunun, bitmiyor, anlatıyor, susmuyor, dinleyen kim, herkes kendini anlatma derdinde, kimse kimseyi dinlemiyor, kim kime ne yutturursa, hahah salak insanlar, otur bi ya! Soluklan, inan derdim yok, kimseyle; sen kendine yan. Ben yanmazsam, sen yanmazsan, nasıl yanar bu koca orman, Allah topunuzun…

17.10.2008

63




Bugünlerde çok müdürüm, mantar topuktan, bildiğimiz ince topuğa terfi ettiğimden beridir, esasen yürüyemiyordum onlarla, ama hafifi kendini arkaya verdin mi hahah tuhaf ama yürünüyor, koşabilirim bile, neyse şimdi bu topuk olayı başladığından beridir, özellikle lobiye çıkıyorum yürümeye, öğretmenler ve bayan müdürler hatta bankacı bağyanlarda öle yürür, tık tık tık

tık tıtıtıtıtıtkkkkkk hahahah çok zevkli, hahah personel huzursuzlanıyor. Gülüyorum.


Sabahları nedense çok neşeli olduğumdan, belki gereksizliktir bu, bence sakıncası yok, ama ben müdürlüğümden somurtuyorum. Zor bir iş bu saçma yöneticilik yahu. Personele hiç gülmeye gelmez, soluğu burnunun dibinde alıp, başlar anlatmaya, sonu hep ekonomik darlıkta biter, sen suçluymuşsun gibi saçma bir sorumluluk duyarım ben, öle ziyan bir kişilik, o yüzden sabahları neşeliysem kapımı kapatıyorum, zalak züğlen konuş, konuş, gül, gül sona da hiçbir şey yok gibi, somurtup recepde ki çocuğu arayıp, aç oğlum kapıyı diyorum. Ulan kimsin sen, hahahah! Çok gülüyorum kendime.



İşte bugünde böyle zevzek başladı. Gece kovuğa ne yazdığını bilmeyen ben, sabah işe gelirken ne giydiğini lobideki cama bakınca gören de yine ben. Hahahah! Ama güzel, benim beynim böyle zamanlarda, tarifesiz güzel çalışıyor, saçlarımı da miki mouse saçı yapmışım ki, hahaha elbiseme ve topuklu ayakkabılarıma çk yakıştı. Hahahha.


Karnım çok acıktı, on otuzüç itibariyle menemen yemek istiyor canım. Sonra bütçeyi düşüneceğim, temizlik kontrolleri, hesap karşılaştırmaları, neden bu böyle bik biklemeleri, foto da çekesim var, lakin kıyafet müsait değil. Bizimkiler akşam yemeğe gelecekler, bi de heyecan var içimde, coşkuyla karışık, neyse geçer.


Yazarım yine, neden açtık seni, yazalım diye.


Kal sağlıcakla.


    - o - uyuyan koala ,

    * o * normalinden koala,

    ^ o ^ miyk ne sefimli şımarık koala ,

    - o * iş yerinde tek gözle uyuyan koala,

    ' o * göz kırpan koala


    en sevdiğin koala hangis, ay hepsi şa'ane

    ben buldum bi kere, siz söleyin hangisini sevdiğinizi sadece.



62



Hayat, kimimize halen daha bir şey öğretemediğinden yana dursun, ben kendi derdime yanayım. Bu ne cüret Asua! Komik kızsın vesselam, saf hallerinin esiriyim, damarlarımdaki asil aşktan bir kurtulayım, pff.




Oh! Çekeceğim. Kutlarız bilog.



Aklını,fikrini bu yaşta …. ‘le mi yedin kızım. Otuz yaştan sanırım, allahtan yıl bitiyor, doğum günü geliyor, yaş geçince, hepsi bitecek. * o * bişicik kalmayacak,



Neys

İyi geceler bilog.



Beni bir daha bu saatlere kadar tutarsan, sana temiz sayfa falan yok, eskilerle idare edersin bak.




ölümden bile güzelsin
ölümü hayat gibi özleyen ömrüm korkunçtu
korkunç güzeldi yasamak

Bedirhan Toprak


16.10.2008

61

Bugün Banu doğduğu için midir, nedir; güzel gidiyor şimdilik, beni beklediğini biliyorum, en yakın zamanda yanındayım, yaşanılası kılınan hayat biz varız diye güzel * o *


Çok erken uyandım, fotoğraf çekecek bir yerler buldum sanırım, bakacağım az evvel, sadıç uyuma kalk artık, havuza düşsem şimdi çivileme olmayacak, su sıçrayacak filan, soğukta.




Önümüzdeki hafta sonu Fato geleceğim yanına dedi, gel tabi dedim, sabahtan konuştuk da az, hani kızsak da değişen ne var ki, hiçbir şey, o yüzden manasızlaşıyor; her yaptığımızı, ihtiyaçlarımızdan ya da gerek duyduğumuzdan dolayı yaptığımızı düşünüp, öfkeyi ve siniri çıkarıyoruz hayatımızdan,

insanoğlu sonuçta hep bir şeyler yapıyor, ama neyi, nasıl yaşayacağımız bizim tercihlerimiz, işte sonuç şudur ki, önce kendimi yakacağım. Hahahaha! Negzel sonuçlar çıkarıyorum...


Neyse nerede kalmıştım bilog, Fato bir arkadaşımı daha getireceğim dedi, Olur dedim, çok aşıkmış ve perişanmış, yükseğimi yeni yapmıştım, tüm akademik bilgilerimi paylaşıp, sarıp, sarmalayıp gönderebilirdik kendisini, lakin kız bunu terk etmiş, gizemin bitti artık bende demiş, ne kızlar var ya, arkadaşımızda yanıp, tutuşurken nefessiz kalıyormuş, denk gelememek böyle arkadaşlarla üzücü, ama bir takım kızlar var, hahah güzel insanların canlarını yakan, zuzaydan uçuracağım hepsini, umarım hepimize iyi gelecek bir buluşma olur, zira ben her daim eğleniyorum da...


Neyse işte....


Şuna bakar mısınız, heheheh!



negzel bişisin ya!






60

atmış düşmüş payına,

iyi ki doğmuşun e mi! iyi ki... büssürü bişi
napardık sensiz ki
napardık bu keşmekeş de dostum ha!
iyi ki varsın Banuşumm


seni seven
Asua
* o *

15.10.2008

59



Çok tatlı yiyorum, bir yıl tatlı yeme, gel acısını şu bir haftada çıkar. Ağlaya, ağlaya tatlı yiyen bir insan oluveriyorum, bunlar kesin şuralara yerleşecek diye. Hahahah. Hani zaten ton balığı gibiyim, allahım tonajım mı artacak. Yok yahu belki de regl belirtileridir, şu salak asua bi kalemi alıp çiziktirmez ki.... heloooo


Yok süfer bir lahana kürü öğrendim Güz'ümden 38 beden popomuz, neden 36 olmasın dey mi?


Şimdi iki yaprak lahanayı her sabah yarım litre su ile kaynatıp, limon sıkıp içecekmişsin yirmi bir gün, sonra üç gün boşluk, sonra tekrar. Dayanılmaz buna ya, ben tatlı yemeyim bari.


Hehehe * o *


Güzüm, acayip süfer bir anne kendisi, anne olmanın tüm olağanüstü güçleriyle donatılıp, maneviyatına çekilmiş, şa'ane fotoğrafçı arkadaşım.


Günlerdir zaten hayat iyi gitmiyordu, sanırım cidden buna regl bunalımı da eklenmiş olabilir, hani Ağrifim' i de özledim, bak nasıl arızalandım dakikada, görüyor musun bilog. Zaten Göksu da ağlıyordu akşam, canım sıkıldı, canım yetmiyor bazen, bazen korkuyla ilgili Seneca nın dediklerini düşünüyorum,


sana da yazayım biraz Seneca amcamızdan;


Demiş ki;


"sarhoşluk kusur yaratmaz, kusurları açığa vurur"

"kelimelerimiz söyleyene kadar bize aittir. söyledikten sonra biz onlara ait oluruz"

"mutluluğun sağladığı şeyler özlenmeye değer, mutsuzluğunkiler ise övülmeye değer."

"istediğini söyleyen, istemediğini işitir.."

"başlayan her şey biter."
"bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar verse bile adaletsizlik etmiş sayılır."
"fakir insan mali az olan değil, arzusu çok olandır."
"hiçbir suç hazırlıksız işlenmemiştir."
"tek taraf dinlenerek verilen kararlar doğru olsa bile adaletli olmaz."

“hafif acilar konusabilir, ama derin acilar dilsizdir."


Kaldı ki kendisinin de pek çok tutarsızlıkları olmamış mı, olmuş tabi; insan işte. Uğraşmış, durmuş kendisiyle.


Neyse yahu bilog, nereden nereye geldik.


Çevreyi kim koruyacak, son buzul parçasını kim koruyacak, fokları kutup ayılarını kim kurtaracak, dünyayı kim kurtaracak, çocukları kim doyuracak, insanlığın yapamayacağı işler bunlar, kendimizi kandırıp da site açmakla filan uğraşmayalım, olmuyor hayatta böyle şeyler.


İnternette oluyor sadece, tamam kabul.


Unutmadan Seneca ağabeyimiz bi de güzel bişi demiş ki “kötülük etmeyi istememek başka, bilmemek başkadır “ bilmeyenler çoğalsa, hafifler mi dünya. Ne sosyal içerikli bilogsun. Kim tutar seni.


58




Dünya komik bir yer; kim kime ne yutturursa; daha geçen senelerde ülkeye birileri gelir, ekonomik notumuzu B+ dan B- ye düşürür, yok şundan tasarruf, bundan tasarruf; şimdi de kendileri sıfırın altına düşmüş ama yalan gibi duruyor sanki, ama bunca yalan için be kapital sistem bu kadar oyuna, düzene, adamsal tavırlara,siyah takım elbiseli adamlara, parmak ucu delik çoraplı adamlara, uçak biletlerine, basın karşısında soğuk konuşmalara, zamanlara, bilmemnelere ve daha hepsine, hepsine hahahha! Ne gerek var allasen.


Ofisimde oturuyorum, lobiden televizyonun sesi geliyor, televizyon izlememek daha da güzelleşiyor. Kapımı kapatıyorum, ses gidiyor, insanlar uzaklaşıyor, tuş sesine karışan mırıldanmalarım, sallantıya dönüşüyor, ay neler oluyor.


Hayat, senden ne kadar nefret ettiğimi ve kahrolası bu düzenin içinde solcu ağabeylerimizin de dediği gibi oportünist bir kaypaklıkla boğuşuyormuşum gibi görmemden kelli kendimi, sinirlerim uçuşuyor, zorunda kalmalar, zorun dalıklar, işçi çıkışları, mesaiyi kesmeler, gerdan büzmeler, lan ne haliniz varsa görün diyemiyorsun, ordularım ilk hedefim kredi kartlarımdan ve taksitlerimden kurtulmak, böyle köleleştim, şimdi çeksem gitsem mesela ulan, gelen borçları kim kapıda karşılayacak, ulan sana diyorum, kim ne yapacak, insanlık adına safi üzüntü bunlar. Çekip, gittiğimde tertemiz ve borçsuz, parasız ama huzurlu bir genç vardı diyebileceğim. Belli bir ahlaka değil de, zamana uydurulan davranışlar bütününe dahil olan insanlığı özellikle de solcu dediğimiz tayfayı, bir kazanda yakmak istiyorum. Yine faşistliğim tutuyor.


Geçiyoruz,


* o *


Bak şimdi Ağrifim karışsın damarlarıma istiyorum, bu kadarı bana yeter. Yetmez mi, yeter; nicedir okuyacağını bildiğimden, yazamıyorum lakin, kaygısal düzlemde, duygusal sapmalar yaşıyoruz hocam. Cidden bilog, olmuyor yahu.


Belli sınırların oluyor, oralara hapsediliyorsun, sonra da nefes almak özgürlükmüş gibi geliyor. Ada fikrimi ana karaya mı dönüştürsem dedim geçen, Bahadır ada tribine girme kızım ya dedi, ne işin var adada, ana karada yap bir şeyler, hapsetme kendini oraya, deniz kabarır, deprem olur, adalıların kaçma isteği bulaşıcıdır, aynı zamanda deli olurlar ama keyifli, kendi halinde insandırlar dedi, Bahadır tam 49 yaşında, okumuş, okumuş, köyüne dönmüş, sabah akşam içiyor, babası doktor ama taş gibi adam, zeytin zamanı çalışıyorlar, sonra haydi yine içelim kafa güzel olsun diyorlar, bir bakkal ibo ya borcum var o da yüz lira, çok rakı almışım param yokken, ama yarın öderim kalmaz bir şey diyor, yarın ölsem Asu, ne değişecek ki diyor. Bir bakkal İbo'ya çıkar borcum, beni devletle ve har hangi bir kurumuyla muhatap etmeyin diyor, savurun küllerimi yeter.


O gün çok eğlendik, seninle zaman güzel geçiyor dedi bana, bende seviyorum dedim, kendimle olmasını, çok eğlenceli kızım yarabbi, hahaha salak diyor, gülüyor. Sarhoşken kelimeler toplanmıyor ağzında, ama konuşmak da istiyor, gülüyoruz.