29.11.2008

124


Havada bohem havası var bilog, ben söyleyeyim de; sen ne anlarsan anla. Sütümün içinde de kahve taneleri top top, kaşıkla eziyorum ı ıh düzelmiyor gibiler. İçim kıpırtılı, dışım çok rüküş hihi. Birkaç çete savaşı isteğim ve duvarımda sineğim var.


Bütün varlığım pasiflerimde toplanmış, aktife geçirebileceğimiz hiçbir emsal yok gibi. Hihihi. Birileri çıkıp diyor ki ben her şeyi biliyorum Asua. Negzel diyorum, ne mutlu size, bilin ne varsa, benim canım hiçbir şey bilmek istemiyor bilog. Canımın can olduğu dönemlerde, otuzunda ailesinin yanında yaşayıp da halen daha ailesinini küçük kızı gibiyim, esasen evden ayrılmayı hep düşünüyorum da lakin, anne sıcaklığı, yapılan ütüler, yemekler, sevimlilikler, ay aman başka nerede bulacağım, rahatıma alışık bir hayat sürüyorum, çatı katımda; sonra bir yere tıkıştırdığım eşyalarım aklıma geliyor, bazılarını çoktan unuttuğumu hatırlıyorum, iç bile geçirmiyorum, hayat işte, onlar orada çürümeli belkide, ne de olsa biz de buralarda çürüyoruz.



Heyecanlıyım sanki, yeni bir kapı önümde sanki ben geçecek gibiyim; bu akşam ki yolculuğumda etkili olabilir bunda, hiç istemiyordum lakin şimdi daha bir cazip geliyor. Bilmiyorum, bazen kabuğumda çok kalıyorum, sonra bir aralıyorum, yorgun, argın eve anca dönebiliyorum. Şimdilerde çok yoğunum bilog, sen de uslu uslu otur Ziya lan beni bekle; lakin hemen döneceğim.


Öperim, koalam ve çatım size emanet.


İhihi


28.11.2008

123

Birkiüç



Yoruldum bilog.
Yorgunum. Sadece yorgun. Hani şu an bırakıp her şeyi de; uyumak kadar yorgun. Uyumaya bile yorgun gibi. Çıkamadığımda uzanan eli tutamayacak gibi. O kadar yorgun ki…

Şimdi her şeyi bırakıyor gibi, bırakıyorum gibi. Her şeyi kutulara koyup, yukarılara kaldırmak gibi, anlatamayacak gibi, kendimden öte, kendimden içe, hep “daha” sını istemeye yorgun gibi. İstemiyorum bilog, en ufak bir isteğim yok. Böyle iyi gibi, hep bir diğeri yorar gibi. Yoracak gibi, yorgunum sadece, gözlerimi kapamaya bile yorgun gibi. Şimdi buradan kalkıp da, yatağa uzanmaya, gecenin koynunda ki mışıllar bile yorgun gibi, bu geceye mi ait, bilemiyorum. Sadece yorgunum gibi. Yarın geçer mi bilemiyorum. Sen yorulduğunda, ben ölüyorum gibi.

İyi geceler bilog.
Bitiyorum gibi.

Yangında içeride bırakılacak demirbaşmışım gibi.
Kendini dinlemeyi bırakmış, dinleyecek gram musikisi yok gibi…

Yarın umut taşıyormuş da lakin yarın çok uzak gibi...

şimdi üflüyorum geceye, üşüyor gibi. tekil yalnızlıkların çoğullara eşlik etmesi gibi, bir nefes uzağım, hiç gelemeyecek gibi, sanki yarın uyansam, zaman kaybolacak gibi, biz içinde mutlu olacak gibi, kocaman yalanlar içinde, umut edip, sana tutunuyor gibi, nebleyim, bütün imla denetimlerim, kapalı gibi belki de hiç yokmuşum gibi, matrix ulan be derken Okan Bayülgen'i hatırlıyormuşum gibi, sanki sen bir adım ötemde, aramız yedi kıta gibi, sanki sen uzansam dokunacağım yıldızlar gibi, lakin hep görüpte, ulaşamamak gibi, lakin ben yarın uyanmayacakmışım gibi, lakin ben uyumak isteyip de uyuyamıyormuşum gibi, lakin çok ağır bir yorgunluktan, tüy gibi uçuşan bir ruha terfi edecekmişim gibi; lakin yarın ola da hayrola; lakin ben bugün neden bu kadar yoruldum bilog. Aynı denizde batan sandalı kaçıncıya çıkarmışım gibi. Ne kadar küçükmüşüm de uzaktan bakıp da görememişim gibi, daha çok uzatacakmışım gibi, sırf kalkmamak için şu meretin başından, sabaha kadar yazacak gibi.

Çok yorgunum.

Kendimi atamayacak gibi...


27.11.2008

122


Yazarken, düşünürken içinden çıkamamak gibi; bazı cümleler konaklıyor, sonra puff! Savruluyor. Nasıl güzel bazen, bak negzel yağmur düşüyor gökten, gri, puslu, karanlık, kasvetini deliyor mu göğün nedir? Belki de aralanıyordur, su akmak için illa ki yolunu bulur değil mi bilog?



İnce sesli bir kadın, inceden, inceye işliyor gibi; ardından Nora Luca bir ağıt yakıyor, anlamasam da dilini, bazen dilini bilmek gerekmediğini bilmek yeterli oluyor. İçini kanatıyor.



Sonra yaşanmışlıklar, ne çok yaşanmışlık, hiç yaşamamışım gibi oluyor hepsi, gömülüyor içime bir yerlere, hiç yoklarmış gibi, sarılıyorum sana. Kurmadığın hayallerinin içinde kayboluyorum belki, belki de bilemiyorum şimdi.



Tek bildiğim, uyumak istiyorum, uyurken, unutmak; unuturken sığınmak bir saçak altına, yağmurdan kaçar gibi, bekler gibi dinmesini.



Seviyoruz seni, bizim olman da gerekmiyor sevebilmemiz için, bencilliğim de yok hani sadece seviyorum, güzelsin çünkü; kim sevmez ki bu güzelliği diyorum. Kimse cevap vermiyor. Kim versin ki; hep sevilen kuşatılmak istenir ya! Sınırını çizersin, kuşatırsın sevdiğini, ta ki yok edene kadar. Çizilince önemi kalmayan her şey gibi, sınırını çizmiyorum, kuşatmıyorum da, güzel olduğunu biliyorum ve seviyorum seni. Uzak, benden öte, bir o kadar yakın belki de yine de hep kendimce.



Seviyorum.



Şimdi gözleirm yatağıma yakın,

ben biraz daha sana,

şimdi yatıyorum.


İyi geceler bilog.


26.11.2008

121



Zamanın birinde demişim ki; özlediğim, hayal kurduğum, ıvır, zıvır tüm saçmalıklarla bünyemi ve ruhumu dolduracağım tüm duygusaplantılarımı aşamayıp da en nihayetinde tüm yaşanılanların olmadı bir sözün dahi sonunda; okları kendime, kendime saplattıracak biri olmasın, istemiyorum.


Oysa ne kadar da güzel demişim.
Halen daha geçerli, istemiyorum bilog. Kimsecikleri çıkarma karşıma, bu konu kapanmıştır. Bir şeylere inanıp da, aldanmışlığımla kalmaktansa, kendimce mis gibi, güzel ve ferah; ohhh.

Her daim yeni kararlar alacak olan ben, ve alan gene ben.
Ve yine aynı ben.

Soğuk yapacak gibi, bilog; ne dersin cicim?
İhi


25.11.2008

120


Saçım çam gibi kokuyor, dağ esintisi var gibi odamda, burnumda; ferah, fersah. Odamı temizledim bilog, kitap okudum, iki kişilik hayaller kurdum, güzel bir şey; size de tavsiye olunur zira Ziya'da bilir; yorgun bir düşçüyüm. Düş kurmaktan yorulmasam da, bazı bünye elverişli olmuyor demek ki, yoruyor.


Bütün gün fotoğraflarla uğraştım, biraz kitabıma baktım, okuduğum kitapların benim olması gibi bir saplantım var. Uzun zamandır bulamadığım Arkadaş Z. Özger'in kitabını üstelik eski baskı buldum, nasıl hamur, hamur kokuyor. İçime çektim bir sürü, ohh.


Fotoğrafları düzenleme konusu ise yine yattı gibi duruyor. Açtım yedek hdd yi, o bana bakıyor, ben ona, yeni çekilenleri atabildim sadece, ve bir başka sefere düzenlemek üzere vedalaştık. Passanımcığıma yollayacağım kitap henüz gelmemiş kitapçımıza, uyuz oldum.


Tırnaklarım uzadı yine ve yememek için kendimi zor tutuyorum. Tüh, badi parmak tırnağı sizlere ömür. Neyse tekrardan çıkıyor olması güzel bir şey; hep aynı kurban ihi.


Özledim;" yüreğim çoğala, çoğala."


Sonrasında ziyade zamanlar, damla sakızlı kahve içiyorum, ne şa'anedir tadı hakket süper bir şey. Bak Rachael Yamagata ablamız başladı gene Over & Over... İç yerlerimi sürükleyip, götürüyor.


Şiddetle Bedirhan Toprak tavsiye ediyorum. Okuyun kardeşim, okumuyorsanız, okutun; etrafınıza bir iyiliğiniz dokunsun. Nasıl güzel dokunuyor, incitmeden, okkalı cümleleri yer ediyor içimde; Fanfa' da ki kadınla benzerliklerim var. tanıdık geliyor, adam ise hep bildiğim gibi sanki, iç dünyası; kasabaya yeni kurulmuş panayır coşkusu gibi yüreğimde. Üzerinden geçmek istemiyorum; çıkarıp, çıkarıp tekrar bakıyorum. Baktıkça, başkalarıma ulaşıyorum. Tıkanıklığım, soluk buluyor gibi. Ne kadar güzel adamlar var kardeşim. Lakin romanlarda ya da yazarken; ihi.


İnandığım bir kişi daha var; sevdikçe, sevilesi; oldukça, hep olmalı dediğim. Cihan'ım iyi ki varsın. Bunun gibi şeyler,


Şimdilik bu kadar.
Ben, Ziya,günlük,çatı ve koalalarım adına huzur bulun gecenizde; lakin biz huzurluyuz.



24.11.2008

119

erken yatacak gibi duruyorum, esnemeye başladım lakin önümde dünden kalma bir fincan duruyor, içi boş, dolu olsun istedim ama kim inecek aşağıya da alacak bir fincan dolusu kafe, neyse harfler bile yatık, yatsam mı ne; yarın Pazartesi gibi değil, her gün öyleymiş gibi burada, çokkitap okudum, sonra baktım, baktım; ne okudum hatırlayamadım. Seni okumuşum sanki, neyse şimdi aklıma geldi okuduklarım. Çok yorgunum, italik bir halim var, yürürken. Yana, yakıla, yıkıla.


Bu şarkılar hiç bitmiyor, sen hiç bitmiyorsun, mumu üflediğinde çıkan o kokudan içim kalktı, nebçim bir şey bu böyle. Tırnaklarım ben görmeden uzuyorlar sanki, bir bakıyorum upuzun olmuşlar. Sonra kısaltmak için makasını kullanmak hiç aklıma gelmiyor, yemek daha kolay gibi oluyor zira yiyorum da; sonra ne pisim lan diyorum kendimce. Yapıyorum bunu günlük, napabilirim ki. İpek aradı; beni kucaklamak istiyormuş, bugünlerde turkcell in beleş günleri komik geçiyor, susasdım diye arıyorlar, susuzluğumuz gidiyor. ben de İpeği kucaklamak istiyorum. Negzel arkadaşlarım var, bir kucak dolusu. İhi.


İyi geceler, bilog.
İyi geceler, Ziya.
İyi geceler, Asua.
Sana da.

Kalabalık bir çatı okuyucu, sana da iyi geceler.

23.11.2008

118


Bir Pazar Asu ve Asu ile;





İçimi böyle bir coşku kaplıyor, sevinçle karışık, sonra oturuyoruz böyle, içimizde sevgi filan, ihih kendimizce bir mutlu olmalar, bi bilmem neler, hahaha ay öyle bir şeyler işte bilog. Cihan ı, Ziya ile tanıştıracağım, bayramda tanışacakları için de Ziya da çok mutlu, et yeriz diyor beraber, oturup. İhihi.


İçime dolan bu coşku ve sevgiden kimse sorumlu değildir, bizzat kendi kendimizce, ansızın oluşuvermiş bir çeşit duygudur, zira hemen aktarılmıştır.


Hahha.

Öptüm bilogum, eve geçiyorum, oradan görüşürüz.


117





Çok fırtınalı, ama bu havalarda ne kadar güzel fotolar çekilebileceğini görmek, çok heyecan verici Ziya, neden senin adın Ziya ki, neden koydum sana bu adı ben. Zira dan kelliydi sanırım, doğumun.



Neyse günlük, asıl bahsetmek istediğim, bir aldanışı daha kaldıracak durumda değilim. Görünen o ki tek kişilik sürek avındayım, saçmalamaya başlıyorum, sonra başka kaçışlarıma gebe oluyor ve her şey birden çıkıveriyor, kontrol edemiyorum, zaten neyi kontrol edebildim ki, o yüzden bu hallerde değil miydim? Öyle miydim Ziya?



Neyse işte bilmiyorum, bilmek dahi istemiyorum. Dozumu nasıl kaçırabildiğimi biliyorum. Korkum bundandır, folluk ve yumurtanın ilişkisi ise, ocağı yakmanla bitmez. Ortada tava, fol ve yumurta hiçbiri yokken bile, bu deyimle özdeşleşip, deyimi kılığından çıkarabilecek tüm yeteneklerim doğuştan. Genetik mi diye de düşünmüyor değilim. Ailede dozu kaçmış kaç romantik var bilmiyorum, gerçi onlarda beni böyle bilmiyorlar, okuyorlarsa artık biliyorlar, ve diğerleri gibi. Çok da mühim değil, kim neyi nasıl yorumlarsa, yorumlasın; hiç umurumuzda değil; kendimizle uğraşıyoruz lakin o ya da bu ne düşünmüş, ne etmiş, kaç kişilermiş, topluca ı intihara kalkışmışlar beni ilgilendirmiyor, nitekim iyi de etmişler. Ben yanılsamalarımın özetini çıkaramamışım, inanmak istiyormuşum, inanıyormuşum ki, yine isa dan önce kaçıncı yüz yıla dönüyor muşum.



Cafe Tacuba çok şa’ane Eres diyor lakin şimdi çalıyor diye de kulağıma hoş çalınıyor olabilir, bilmiyorum Ziya, ay bilmiyorum, ne biçim arkadaşımsın, hiç ya! Ziya’dan bir şey olmaz dediler, ben yine mi aldanmış oldum şimdi, gerçi ne yer ne içersin ne de görünürsün, kokmazsın da, hiç susamazsın, negzel arkadaşsın nan Ziya! Değerini şunları yazarken anlamış olmam da ayrı bir eşeklik de, ondan burada bahsetmeyeceğim.



Çok mu sessiz, sakin görünüyorum ki, insanlar için mükemmel denilecek sessizliğim var, ulan aynı frekansta değiliz zaten, benim çığlıklarım için içimden geçen gökkuşağının dalga boyutunu filan hesaplamak olmadı radyodan kısa kanalı açmanız gerekiyor. Olmadı bir bok yapmasanız da olur. Hiç umurumda değilsiniz, insanlık tarihinde boğulun, ben bi sandalye çekip, oturup izlemek istiyorum.



Nan Ağrifim bugün çokzel bişi söyledi, hem de benim bir fotonun üzerine denk getirdi, o arada kalmış mavilik felan, nasıl hoşuma gitti, vay be dedim Ağrifim kim ki tutan seni, bulursam ben de onu tutacağım. Sen döversin.



Zaten Yasemin ablamız da benim gibi gülüyormuş, sevimli kıkır kıkır; sevelim ozman kendisini, Özgür beyimize kalsa bir şeyi beğendiği yok. O şarkıyı bulacağımız da yok, zira ekonomik kriz var, bizim elemanlar sert rok yapıyorlar, neyse yahu, çok saçma sapan oldu gene burası. Ay bir gün içimde ne olup, bitiyor anlatacağım da, insanlık buna hazır değil. Cevap hakkı filan doğuyor, insanlık için oturup üzülüyoruz hepimiz; nan bunlarla yaşamaya nasıl dayanıyoruz gibi doğru tespitlerde bulunup, gök ile deniz arasına sıkışmış ufka hayran, hayran bakıyoruz. Gün gelir alır bizi diye.



Neyse, aldanmıyorum değil mi. Aldanışlar, inanmaklardan gelir, inanmalar ise kişinin kendisiyle ilgilidir ve aldanma da tek kişi yaşanılan sonuç dayatmasıdır. Sonuçlar bazı dayanılmayacak boyutlarda olabilir, o zaman başka bir galaksi için otostop çekiyoruz, bir uzaylı da gelip beni kaçırmaz ki, hani kaçırsa adamlara anlatacak çok şeyim var, gelmeyi keserler beni de postalarlar, nasa da beni aya fırlatır, mutlu mesut yaşarım ki. Neden yaşamayayım, yediğim önümde, yemediğim havada, daha ne olsun. Salak Ziya.



Ben de kaçacağım köşe bucak


21.11.2008

115



Dıdım dıdımmm, güzel bir gün bilogum, güneş ısıtıyor yine içimizi, dışımızı; kedi mırıltısı gibi, ihi.

Geç uyudum, neler yazmışım yahu, bazı bana oluyor işte, ne yazdığımı bilmiyor haller, okuyunca da, nasıl bir ruh hali diye düşünüyorum, ki düşünmeme gerek yok, esasen ben bunları hep biliyorum da, hep bilmiyormuş gibi sol yanım.


Solyanım derken, sol tarafımda bir tutukluk, soğukların hissedilir dereceler düşmesi, omzumun oralarda, boyun hizasında tuhaf tutukluklar yapabiliyor, hahah yaşlılık alametlerine gark oluyor, bir batıyor, bir çıkıyor bu takvim ayarları bünyemde yaşlanıyormuşum hissine kapılmama neden oluyor, bu hislerimizi duvara, saatin hemen yanına asıyoruz Ziya, ve bir daha hiç bakmadığımız gibi akrep, yelkovan çekişmesine, ona da bakmıyoruz değil mi Ziya'cığım, ne kadar samimiyim sana bugün. Hahahah. Ah yaşlılık, tüm iyi niyetimi, insan sevgimi yüzeyime çıkarıyor, esasen gereksiz bunlar hep.


Küçük koalamızın, küçük hayalleri batmış. Civar neredir, bilinmez, önemsemediğimiz zamanlar kapı aralığında, alıyoruz içeriye; oturuyoruz, iyiyiz böyle diyoruz, aşk bozar bizi kardeşim. İhih.

Ki bozmuşluğu vardır, yaşadık ve gördük, o yüzden önemsemiyoruz, sessize aldık, iç yerlerimizi; içimizdeki kediyi seviyoruz şimdi. Mırrr ediyor. Akşamdan kalma bir melankoliğin ertesi günü nasıl pamuk gibi geçer bilir misin okuyucu, bilmiyorsan benim için öyle, battıysam melankoliye, ertesi günüm, içimdeki kediyi sevmekle geçiyor. Gülüyorum, ihi; çok açık ediyorum kendimi yine.








114

Kulaklığımı takıp, saatlerdir kendime şarkılar mırıldanıyorum. Olmadığın geceyi sevmedim, önceki geceleri ne de çabuk unuttum mihihi, gülmen kulağımda kalmış gibi; Jeff'le karışıyor sesin; g mailimde bir Planet görüntüsü, maillerle galaksiler taşınıyor çatıma.

Sen?

113


Dinlediğim parçaların konumunu değiştirmişim, hahah!Ayıp etmişim, şu psikolojiyle höykürüksü musiki adı altında topladığımız, ölmeden önce dinlenecek bin parçadan, derlediğimiz canımız musikilerimizi; oturup tekrardan bir liste oluşturan Asu’nun kafeli konyaklı hallerinden, haller çıkarıp da, bu cümle nerede sonlanacak diye merak edersen, inan ben de bilmiyorum. Lakin paragraf sonlandırıcısı vardır demekle yetinebiliyoruz, yoksa dinlemek istediğimiz parçaları dinleyemeyen bir insanın iç aktarımları değil bunlar.



Ne sıkıcı be bilog, bugün. Ne dersin, iş yerinde canımızı sıkan olaylar silsilesini bu yıl bununla bitirebilirsek yılın üçlemesi olarak zihnimde yer edinecek.



Chris Cornell’in taze kavrulmuş tr fındıklarıyla yapılmış o güzel sesini, ciğerlerimize kadar çekip, huzura eriyoruz; lakin ardından Jeff Buckley’in kısık gözleriyle mahzun, mahzun hafif iniltilerle dolu musikisi ruhumuzu, olmadı her uzvumuzu kendisinden geçirip, sarı ışığın melankolisine bırakacak. Ne romantik oldu burası, kovuklaşmayalım lütfen, melankoliya yeri değil burası.

…Clicking of time

Ohhhh time… lalallalal ooooovoovvvoovvvvvvoooooo



Şükrediyoruz

Yeter

Şimdi dinliyoruz

Holala


Bazı aynı göğün altında yaşamak bile umut veriyor insana be! Sese bak.



Alışkanlık hakkında neler düşündüğümü düşündüm, hiçbir şey bulamadım. Biliyorum Ziya, yalan söylüyorum. Alışkanlık kötülüklerin üvey evladıdır. Anası içkiydi, ihih konyak hariç; ona içki demiyoruz. Güzelliklerin en Türkçe haliyle, damarlarımızda dolaştırıyoruz. Seviyoruz kendisini. Jeff avaz, avaz.




En güzeliydi belki de yolculuklarımın, Jeff nedense hep mırıldanıyordu iç yerlerimin kısığında, trenin ağır aksak halleriyle, yalpalanırken, pencerenin ardında akıp giden hayatın, Jeff le karışık ritmi gibiydi belki de; indiğinde uğultuyla karışık, is tadı.




Özlemişim seni, nasıl yaptın ki bunu bana ha! Sorarım sana nokta

Üşüdüm çok.


20.11.2008

112



Önümüzdeki üç yüzyıl .m.n.( sesli yahut ünlü harflerini yedim az önce ihi )adı duymak istemiyorum. Dördüncü yüzyılda ise yaşamayı düşünmüyorum. Şimdiki zamanla ilgili sorunlarım varken, gelecek zamanın yüzyılında ne işim var, beni bu hale getirenler düşünsün. Şaka nan bilog, yok öyle bir şey, o beni düşünsün ihi hi hi böyle gülmeyi de Dilekim den öğrendim, gayet zahmetsiz ve naif geldi, Nahif var Ziya, o tamamen seninle ilgili bir şey. Bizi ilgilendirmiyor. Sen nahif gül, cılız, cılız. Yapabileceklerimiz bununla sınırlı.



Çok şiir yazasım var, lakin alt alta sıralanınca olmuyor yahu; okuduğum kitaplardaki kahramanlarımı karıştırdım, aynı kafede oturtup, replikler verdim ellerine, oyalanıyorlar. Gerçi bunu hep yapıyoruz da, bir kahramanımızın adı kayıp, hafızada ki tıkanıklık nedeniyle, yaşın kemale erme durumu olsa gerek, ona Hakkı diyoruz, kafede somurtup, oturan tek kahramanımız oluveriyor, lakin onu böyle de seviyoruz, yazarının hatası; adını vermemiş satırlarında, bu isimle anılmak hoşuna gitmese de, isim bulmak gibi bir yoksunluğum var, çocuğum olursa adını Ayşe koymaksa şimdilerde en kolayı, o zaman düşünmek ise, geleceğe yapılmış yatırımlarımızla ilişkili, gerçi yapılan yatırımların olmaması bizi bu isme yönlendirmiştir. Çocuk sorunumuzun diğer yarısını üstlenecek beyefendiye de sormak adettendir. Değil mi Ziya?



Yaralısın kitabını okurken Nuri’lerden kafam bulanmıştı, gerçi kafamın bulanık olması normal ergen dönemlerdi lakin üzülecek Nuri çok olunca, kendini unutması insanın; ne bileyim bilog, başka bir yazının konusu olmalıydı.



“ona kötü bir şey olsun istedim

bana aşık olsun istedim”



dizeleri geldi şimdi aklıma, hahah. Gülümsemek gerek değil mi? Şaka süsü verilmiş cinayetler bunlar. Katili, hep uşağı gösteren, beyaz eldivenli filmlerden alıntılar bunlar, uslu durmuyor bazen aklım, filmler, kitaplar, mısralar, satırlar, hayaller aşure zamanı gelmiş gibi eve, karışıklığın; buğulu tadı siniyor gibi, melankoliye dökülüyor gibi, kovuğa dönüşüyor gibi bu satırlar, ao! Olmaz ki, her şeyi içimizde çoğaltırsak, Nuh Tufanında gemiye yetişemeyen, el sallayan, diğer teki gemide uzaklaşan, tek canlı ben olurum tabi; ühü. Ağlamaklı ve ayaz oldu birden, geçelim; günlerden Perşembe,



Passımla en güzel konuşmanın orta yerine teknoloji ayıbımız olarak girdi devreye, bağlantımızı kesiverdi. Uyuz oldum. Oysa uykuya hazırlıyordu beni, ihi. Şu paket heyecanı sardı beni yine.




Tüh Over and over a tutuldum, sağanak gibi bu ses, hızlandıkça kaçamayacağım, türden; intihar edilmeden önce oluşturulacak ikinci alternatifin ilklerinden; birinci alternatifi Bach kazandı, kendisini alkışlıyoruz. Tebrik ediyoruz, sarılıp, öpüyoruz ve yine kurtuluyoruz, ölümün mora çalan tuhaf renginden,




neler yazıyorum yarab, durdur beni,




ellerine ve kafasına söz geçiremeyen Asu’nun; ah Asu; negzel ismim kısaltması var, bak özlüyorum ya! Geceleri uyuyamamamın iyi yan etkileri, kötüye sarmaya başladı, ne yapmak lazım, adam gibi sekiz saat uyu, unutamıyorsan on altı saat uyu, gerisiyle insanlık idare eder, ben uyurken hiçbir şey olmaz bu dünyamız denen yere.




Olan hep iç kara sularımızda oluyor, suyun kaynağını bulamamak gibi bazen, evet bunu dedi; diyor. Kaynağını istiyor, memba suyunun, içimizde okyanusun tuzuna karışmış köpüklü dalgalar var, lakin onları da sever; denize kıyı olmuş bir memleketim ben. Hahah.




Sınırlarım dahilinde ol, sadece sen, ben, deniz, biraz da bulut, güneşte olur ısıtır dışımızı, içimiz konyak tazeliğinde zaten, gerisi, yanında uzanıp, açtığın iki kolun omuz başına mevzilenmek, sen hikayeler anlat bana, ben içimden güleyim sana, sen sonunu uzatıp seslen bana, ben içimden karşılık vereyim, hayatımın geri kalanında senli ve sesiz harflerimiz olsun, sessiz ve usul olsun, ürkütmemek gerek hayatı; kulağıma fısılda sadece yeter bana. Gerisi hep daha fazlası, insan işte; istiyor da istiyor.



Hep.


19.11.2008

111



Saat epeyce geç oldu Ziya, uyuyamadık gene, ne olacak bu halimiz bizim? Biz ne zaman mışıl, mışıl uykular kovalayacağız, rüyalardan geçeceğiz. kaçıncıya dinliyoruz bu şarkıyı kuzum, değiştirsene. Jeff söylesin biraz; içimize intihar süsü katıyor gibi oluyor.


Bazen hiçbir şeyi düzenleyemiyorum, o kadar çok fotoğraf var ki ve bir bıraktım mı arşivleme ve düzenleme işini mirim, ipin ucu kaçıyor. Ayrıntı Yayınları Tr nin soluk kaynağıdır. Tatlı Rüyalar kitabını edineceğim, "salaş islamik entellektüel adam" görmek istemiyorum etrafımda, kitap da yazmasınlar kardeşim, aralarından üçü zeki olabilir de, gerisi tırt yani; hahah lafım sana değil post müslümüm, sizi seviyoruz, sayıyoruz, denizin dalgasına bırakıyoruz, lakin sizinle hiç ilgisi yoktu zaten olayın, bu sizin Hüsnü ile kurduğunuz ortaklaşa kuruntu halleriydi, sakalsız görmeyeyim bir daha, hah şöyle...


Canım saatlerce oturup seni düşünmek istiyor misal, heyecanlanıyor gibi oluyorum, nereden başlayacağımı bilmez haller bende, ben heyecanlanınca hep böyle abuk, sabuk spastiko haller içerisindeyim, üzülmek istemediğimi biliyorum, incinmekte olabilir, bu gece bir tüp çokokrem bitirmiş gibiyim, çektim sanki seni iç yerlerime, sonrası hep biraz fazla olanlardan, sözle ifade edilemeyecek hevesler içinde tüm filolarım, geldiğinde çarpışmaya hazırız.


Nasıldı o yahu bir alıntı yapacağım " irem dilli, dirhem sözlü, ahu gözlü asu" heheh negzel. hani hislerin bir başkasıyla olan ilintisinden bahsetmeden az önce miydi; neyse işte kafamın içi dolu şu anda, uyumak dahi istemiyorum esasen, öyle bir heves ettim uykuyu, şimdi geçti gitti.

110


Uf.

Uyku yok, evet Passı m bu konuyu halletmeli, olmadı sınır aşıp, çöle gelmeli yanında kavrulmalı, aklımda kaldı, postada gelse başka bir şey isteyecek değil gibi görünürken, şimdi çölde kavrulmak da dahil edildi isteklerin köşesine…



Neyse efem, ailecek dökülen saçlarımıza Banuşumun çam terebentin formülü pek iyi geldi, değil mi Ziya? O bile memnun düşün, ki kendisi doğuştan kel bir arkadaş, ama kafa derisi kuruluğuna bire bir diyor, tamamen sallıyorum. Ailecek kendisini öpüyoruz, sonra ben aile locasını terk edip, kendisini bir iki sarılıp, sarmalıyor, kündeye yatırıp, ısırıp, kaçıyoruz. Lakin Rapunzel olma hayallerimiz yok, ama fena da olmazdı, bir kuleden sarkıttığım saçlarıma Cihan yapışsa, çıksa çatı katına, heheh.




Negzel olurdu yahu, değil mi bilog?



Bütün gece kendisine şarkılar mırıldanıp, kırlarda yüzerdik, olmadı papatyalardan taç yaptığı başımı omzuna koyar, dalgalar eşliğinde Bach dinlerdik, saçlarımı okşar, okşar, sonra da çekerdi belki, gülerdik; ama ben biraz kızardım. Sen de kız Ziya, sen de bilog; sonra severiz. Hihihihi.



Negzel insansın, teşekkür ederiz, güzel sohbetiniz için efem. Uzun zamandır, meraksızlığım yerini değişik bir meraka bırakıyor, içinden geçiremediğimiz masalların güzel tınıları geliyor kulaklarımıza, karışıyor belki gece uyuyamamalarıma;



son yolcusu o eski zamanların
sana yazmış özlem dolu mektubu
tek derdi güzel sonları masalların
gözyaşları doldurmuş giderken boşluğu

en çok beni severmiş o

beni aramış gözleri giderken
en çok beni severmiş o
beni aramış gözleri

kalbinde belirsiz bir yolun kuşkusu
titrek sesinde umutların avuntusu
bir mendil eski bir resim bulduğum
tahta masasında bilmeden unuttuğu


18.11.2008

109



üç adımda uyumanın kitabını yazacağım; olmadı üçe kadar sayacağım ve uykunun kucaklarındayım. Olmadı ya da oldu, lakin uyumak kadar güzel bir terapi şekli var mıdır? Daha buna cevap bulunamamıştır belki de bilog.


Canımız neden bu akşam olmadığınca sıkıldı, susayınca su içmek gibi, yaşayınca yaşamak gibi, değil mi uyku da, ne dersin, değil mi? Benimle konuşan bir bilog ne zaman yapacak bu blogger, ne zaman internetten su içeceğiz, teknoloji ne için var, bu çekik gözlüler ne yapıyor kardeşim, çok para veriyorsunuz bu adamlara, daha insanlık yararına bir iş yapamadılar.

İyi geceler bilog, ve uyuyamayan tüm insanlar için söylüyor, Nora Luca; yanık bağrından...

17.11.2008

108



Saat epeyce olmuş, zira bir iş için mesai saatlerini zorlayıcı zamanlar bunlar bilog; lakin bizim mesai saatlerimiz bildiğin zamana göre ayarlanmıyor.


Neyse, bugünlerde okumaya olan açlığımı, susuzluğumu abartarak yaşatıyor gibi bir hal içerisindeyim, zira okumadan, fotoğraf çekmeden duramam lakin bu bildiğin ve gördüğün durumlar gibi değil bilog; neyse gecelerime düşen Chuck Palahniuk ağabeyimize selamlar edip, el sallıyoruz.

Gece kararlaştırdığımız saatlerde buluşup, uykusuzluğumuzu tazeliyoruz, yeni kahveler, yeni satırlar, pencerelerden düşen benler, yanıma uzanan senler, daha neler, neler; abd den hazzetmem lakin, bazen sevdiğimiz mısraları yazan adamlar çıkartıyor ya, yüce marduk yaklaşıyor gibi geliyor bana, hahahah


Saçmalama potansiyelim yüksek, okumayabilirsin kuzum, eminim yapacak çok daha iyi şeylerin vardır, hehe yoksa bu kafası karışmış canımız arkadaşımız, Asua'nın dışa vurumculuğunu okuyup da, kelimelere pelesenk olan onca safsatanın arsında ne işin var değil mi kuzucum.



Neyse, geçemeyeceğim bir iki şey var; zira not düşeyim günlüğüme; Cihan ile konuşmak artık daha da keyifli, beni mutlu ediyor, fotoğraf çekmek özellikle Sicilya'lı bir kuzeniniz var ise daha da keyifli olabiliyor, Assos'da Bach dinlemek çok keyifli olabilir, ve tanrı musikiyi yarattı ya, sırf bizler için bilogum, yoksa ne yapardık, musikisiz, kitapsız, fotoğrafsız; hayat geçmezdi yahu? Cidden geçmezdi, bak. Farid Farjad dinliyorum, kapıma biri dikildi, elimi sıktı ve ne kadar güzel bir musiki dedi; baktım şöyle; yeniden sana döndüm, ne diyebilirim ki; neyse ki gitti.


Ben çıkıyorum günlük, seni severek ve sakinleşerek. Neyse ki satırlar hayat veriyor sana, bana; bizde anlatıyoruz kalabalığımızı, sadeleştirerek sana, bana; yoksa ne gerek var onca şeye değil mi, cicim.


Moahh, çınlasın kulakların. Hehehhe

Seni anıyorum.




14.11.2008

107

cillop ile çektiğim ilk kareler,
bunların arasında bir de uğur böceği olacaktı
lakin kanatlarını kopardım, yanlışlıkla.

dışarı çkamayan tavuklu ve horozlu mandallarımız, çiçek ile ağacı devirip, heheh dışarı bakıyorlar; kaplumbağa ise göremiyor ki, hayat böyle işte kimileri için değil mi bilog.

Kuşlar geh bili bili bili diye mi çağırılıyor du hhahahah.

hafta sonu yokum buralara iyi bak cicim.


106




Juan ımın doğumunu tüm yurtta kulüp rakılarla kutluyoruz ve ona bulutlardan çiçekler damlatıyoruz; zira kafamızda bulutlarla gezeriz onun için; olmadı dumanlı, sisli… kendisi iyi ki var … iyi ki…


koala doğum komitesi adına assuah!


* o *

13.11.2008

105





Yoğun bir gündü, geç kaldım; sabah çok işim vardı, geç diyebileceğimiz bir saatte yatmış olmalıydım, diğerlerine göre lakin, bana göre o kadar geç değildi, sabah sadece uyanırken gece daha erken yatmam gerektiğine dair telkinlerle uyanıyorum. Sonrasında unutulacağı ve uygulanma ihtimalinin çok düşük olunacağı baştan kabul edilerek; buna dair ne gereksiz şey yazdım değil mi bilogum; hiç uyarı sistemin de yok ki bu konuda, cümle arası bir durdursun falan.


Neyse passsım; ah passsım negzel sohbetti, negzel, negzellerdi, o kavrukluğun vermiş olduğu dirilikten olsa gerek, hani mahzunduk, belki de mağdur hahha hani nasıl bir yakınlık kurduysam, inan şimdi önemi yok, önemi olan güzel olmasıydı. Temmuzdu, ahulu bakışlarımıza değen ahududulu pastalarımıza eşlik eden her uzvumuzun, iç yerlerimize nüfusu gibiydi ve motordu; ve güzel tebessümler.


Allam negzel insanlardık, gene kibrimiz mi “ıyk,mıyk,civk” derken, ay nasıl görüyoruz ki biz kendimizi böyle derken, buna; ittirilip de duvar ardında bırakılmış olmanın, bizim değil de insanlığın ayıbı olduğunda hem fikirselleşip, şen kahkahalarımızla yaslamıştık alınlarımızı secdelerimize.


Neyse passanımcıım şa'ane çifte kavrulmuş lokum misali şekerim.


Ay banuplemi de özledim, lakin yok kendisi, bunu hanesine yazıyoruz cicim, unutturma.


Nelerden demler almış da savuruşlarımız aynı yöneydi, haha pek keyifliyim yahu bilog, gece kötü yattığımı biliyorum, lakin güzel uyandım, hava güneşli aynı zamanda soğuktu, güzel bir toplantı yapmıştık, lakin birazdan evime doğru yollanacaktım, süt almayı unutmayayım, puding yapacağız, yarın şehir dışında olacağım, Pazar günü erken geleceğim fakat güzel fotoğraflar çekmeyi planlıyorum. Bakalım göreceğiz cicim.


Sonrasında, pilili ve benekli eteğim çok şa'ane ve üstelik de cepleri var, oy oy çokzel. Saçlarımda bu sefer şeker kız candy gibi oldu, yanaklarımda soğuktan pembeleşti, ay aynadaki bana baktım bi, attım kahkahayı, az önce biten çizgi filmden fırlamış bir çizgi kahraman gibiydim, ama değerimi kim bilebilir ki kuzum, benden başka; ne yapalım; yalpalana yalpalana sevelim kendimizi, daha da

hahah daha da...


Aaaa Cihan ile çok az görüşebildik. Neyse akşam görüşürüz artık.


Öptüm şeker.


Yeni makinem cillop.


Özgür e de gitti makine, işalla beğenir; bakalım. Beğenmezse keyfi bilir kardeşim bana ne Ziya, dey mi? Hahahah. Yok Ziya seviyoruz kendisini, biliyorsun sevdikleri için bir şeyler yapmaya, etmeye çabalayan benim gibi insanlara, insanlık ah yazık ne iyi insan tüh, tüh gibi bakıyor, hahahah. Ama bu neyi değiştiriyor, hahah inanamayacağın kadar insanım, çok fazla geliyor değil mi, inanmak istemiyor bazen insan, dünya nın pis işleri nüfuz etse de temiz kalabilmiş insanlık adına, sevdiğim bi kaç kişi var zaten, onların da başına bir şey gelirse saçma sapan şeyleriniz yüzünden yakarım ben bu dünyayı. Gece pelerinini gönül rahatlığıyla çıkarıp da uyuyabilen tüm kahramanlarımız için söylüyor, kim söylüyor. Bilmem ki, herkes trackine, baş baş. Ay ne uzun be okuma en iyisi...


12.11.2008

104




"dans edemediğimiz sergi, sergi değildir"
lakin ruhum yine aktı gitti; semadan bir asu havalandı, sergi alanının üzerinden geçip, gitti; oysa bana dedi ki; İstanbul'dan bir Asuman geçti; değil mi ya! Geçti, gitti.

Bu da değildi diyemeden; geçip, gitti. Bir el bile sallayamadan, Asuman geçti.

11.11.2008

103

102





Bugünün en güzel şeylerinden biri Cihan’ın gelecek olması ve Passanımcııım ile uzun uzadıya konuşmak; çokzel bir konuşmaydı, heheh şaane geldi.




Cihan ise uçaktan korkuyor ki gelecek olan firmanın sadece Atlas ile kısıtlı olması onu daha da bir ürküttü, haklı lakim yarım saat için ölmeye değer bir güzergah heheh. Yazacağım daha pek çok şey var, en çok otuzumda olmayı seviyorum gibi; banupliem yeni saç stilini anlatacağım sana daha, sonunda istediğim gibi bir şey bulabildim. Okuyup da geçtiğin satırları, parmak izlerini takip ederek sevdiğin birinden kitap okumak nasıl heyecan verici falan bu tarz şeylerden bahsetmek istiyorum.



Fanfa da çok başarılı lakin biz Banuşum la öbür adamın adı neydi hatırlayamadık, hatırlayan varsa bir adım öne, bugün uzun uzun Banuşum la telefonda konuştuk zira özlemişim be Ziya; çok özlemişim. Şeytan diyor ki; hani bu şeytanı sürekli sessizde tutmak gerek , kim alıyor genel tercihlerime anlamış değilim ki benim tercihim dahi olamaz kendisi, beni kötü yola sevk ediyor kendisi hakim bey; kötü yol teşvikçisi… hahahah



Neyse ya, kovuğa da yazacağım birkaç lafım var, unutturma günlük tamam mı?

Kendi kendine monologlar, yakında deliren bir narsis görürseniz, biraz su vermeyi unutmayın, zira çok susamıyorum ama iklim etkili bu konuda sen de biliyorsun Ziya; şu yemek olayı nedir yahu, adını bilmediğim pek çok abuk sabuk meyveden istiyor canım, olmadı saçma atıştırmalıklar falan, ay bu regl öncelerine deliriyorum ya, biri bu duruma el atmalı.




Ü hüühü



Eğer oralarda bir yerdeysen, aynı galakside olduğumuzun haberini ver bari; her gece rüyalarımda olmuyor ki, insanız bir yere kadar canım. Travma geçirmeyelim değil mi prensim




* O *

ihi hih hi h











101


Zira geceden, sabah ne giyeceğime karar verememişsem; sabah dolabın karşısında geçirdiğim sancılı zamanlar, can sıkıntısıyla karışık, sinir buhranı da yaratabiliyor. Olmadık şeyleri üzerime geçirip evden çıkmam muhtemel oluyor ve “ne giydim ki acaba” sorusunu kovuşturmaya çalışmakla geçiyor iş yolları.



Uf. Düşündüm de yine bulamadım, yarın ne giyeceğimi, bütün doğallığına bırakıp, saçma doğaçlamalarımla bir stil yaratma aşamasında kalabilirim. Esasen çok keyifli oluyor.



Uyku fena bastırdı, o kadar abuk, sabuk mırıltılar dinledim ki, halen daha winapım saçmalamakta lakin umursamaz davranıyoruz; bir şeyleri bahane edip kendimize ulaşabiliyorsak ne ala değil mi bilog? Kendi kendine konuşmalarla ikram edilmiş, akşam sofralarını özlemiyor da değiliz, lakin zor olanlar yok mu var elbet; aldırıyor gibi mi görünüyoruz? Sanmam lakin çok umursadığımız içimizden belli, hani eğilip biraz daha içimize bakmaya korkar olduk. Seni kucaklar dolusu istiyorum demeye korkuyorum. Evet bunu yapıyorum, oysa gerilla taktiği uygulamaları konuşmaya geçirdiğinde, karşındakinin elindeki kelimelerle ne yapacağını tasvir etmek, hayallerden de güzel. Heheheh, hatta çok zevkli be günnükçüğümmm. Tamam bir daha demeyeceğim bilog lakin bende hiç sevmem ciciğim, cuğuummmm gibi kelime sonu yapışkanlıkları, üzerinden çıkmaz haller serisi gibi, ıyk.



Aynı rüyalardan tekrar istiyorum, uyku ile yaptığımız sıkı pazarlıklar sonucunda hiç oralı olmayan düşsel prensimiz yan yan bakmaya başladı bile, aman benim de çok umurumda sanki, hehhehe.



Dasınt medır bebeğim.

İnan doğru diyorum, beklediğim yalan değil, ama inan hiç önemi yok. Her şey gereklilikleri dahilinde içimizde bir yerlerde; yaşanılanlar, kapak sayfamızda, giderken önsözümüzden, özümüzden okunacaklar arasında, olmadı yangında kurtarılacak A1 demirbaşlarımızdan, yoksa gerisi hep bildiğin maviye yakışan, güneşin yansıması, biraz da dalgalandı mı ohh değmesin kimse, kimsenin keyfine…