"kalbinden vurulmuşa mı döndün gerizakaaaa asua" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"kalbinden vurulmuşa mı döndün gerizakaaaa asua" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.03.2012




*

en iyi yaptığım şeylerden birisi,
hayatımla ilgili beni daha mutlu edecek şeylerin planlarını yapıp sonra o  planları kendiliğinden ötelemem. Daha sağlıklı beslenebildiğim, bedensel eylemlerin yoğunlukta olduğu, yarım kalan kitapların hepsinin bittiği, izlemek istediğim filmlerin en azından yarısını bitirebildiğim, muhteşem aşkına kavuşmuş, kendi işini yapan, Balkan Ülkelerine gitmiş, gelmiş, istediği konserleri kaçırmayan, sürekli güncellediği müzik listesini baş ucundan ayırmayan bir Asuman

sonuç olarak bazıları için cidden plana ve programa gerek olmayabilir lakin benim üşengeç ruhum ne istediğini bilir, elde etmeyi ise ötelemiştir. Hani aramızda bir kaç kilonun lafı mı olur kısımlarına girmek dahi istemiyorum.

Bugünlerde aklım 2008 yılında yaşamak istiyor,  sürekli önüme bir takım fotoğraflar, müzikler, kokular, filmler,yol hikayeleri ve anılar çıkarıyor, sinirlerim bozuluyor, dün konuşurken senden sıyrılmam iki yılımı aldı dedi, bende o iki yılda ruhumu bedenimden sıyırmakla meşguldüm. 

Konuşmanın tam ortasında gelen neyse sözcüğüne bürünüveriyor sonrası, soğuk ekrana bakakalışın manasızlaşıyor, kendi içinde yaşattıklarının ağırlığını atmak istiyorsun, sonrasında korkusu kalıyor, yaşarken nereye koyacağını bilemediğin tüm duygular, kapının ardında ne yapacağını bekler halde, aradan kaç yıl geçmiş, sanki şimdi hazırım sizinle ilgilenmeye der gibisin. Dağılalım en iyisi.

depreşen onca şeye meydan okuyacak zamanı bekliyorum, bir başkasına adanmış mutluluklardan, aşklardan, diyaloglardan, sefilliklerden, kısaca her şeyden vazgeçmek istiyorum. 


Bahara mı suç bulsak, bilemedim.



.

8.08.2010





*



Gece hiç uyumadığımı düşünüyordum ki sabah yedide uyanabilmiş olmama şaşırdım, sonrasında küçük özetler, pişmanlıklar ve hayıflanmalarla geçen yarım saat ve sonrasında fotoğraf çektim, yaşasın uzun zamandır yapamadığım şeyi yapıyor olmam da halen daha hayatıma eski keyfiyle devam edeceğimin güzel göstergeleriydi, seni esasen o kadar çok seviyordum ki, yemek istemem refleksmiş gibi duruyordu. 



"Eğer aşkı kaybetme korkusundan kurtarılabilirsem, çok
azıyla bile yetinebileceğimi anlayacaksın."


unutmuş olduğum lakin bugün anımsadığım bir diğeri de

 “Yaşam sorunu”na çözüm bulduğu kanısına varan birisinin...

yanıldığını anlaması için,
bir zamanlar ortalıkta bu “çözüm”ün olmadığını,
ama o dönemde de insanın yaşamayı başardığını hatırlaması yeterlidir...




açıkcası ne kendime ne de bir diğerine yetebilmiştim, oysa tek yanılgım hislerimin içimizde ki canavarlardan daha büyük olduğunu sanmamdı.

28.07.2010


*


tuhaf tuhaf olaylar birbirini kovalar, hiçbir şey yapasım yok, bunun yanında iş yoğunluğu beni benden alacak düzeylerde, o kaar kendimden geçiyor gibi yapıp, geçemiyorum ki, o kadar, bulutlar nasıl güzel bugün Assos ilerisine gitmek için ideal ölçülerde hava seyretmekte lakin ben gidememenin ağır hüznü ve burukluğuyla bu cümlelerimi uzatıyorum, daha ne olsun cicim?


eski kimyonlu cheddar peyniriyle, Syrah yahut Cabarnet Sauvignon nasıl uymlu, hem de nasıl....  canım çekti.

konuşuyoruz da bu Nikon cular, Canon cular muhabbetleri açıldı klasik, nasıl komik, nasıl komik dedim kendime hep de bu olayı kendisine Nikon cuyum diyen arkadaşlardan duyuyoruz filan sonunda şöyle bir şey çıktı Canon kullanan beyimizden "hiçbir zaman sonuca bakmayan, sadece ellerindekiyle övünen tipler bunlar" dedi. Hahah dağıldım, nasıl güzel bir tespitmiş o öyle, kendisini teprikledik, alnından öptük, beraber fotoğraf çekeceğimiz güzel günleri yad ettik, ve daha pek çok şey...


Akşam amcamlar bizdeydi, gece dörde kadar rakı, çerez, aile işleri ve para muhabbeti yaptık, sonra ben yattım, sanırım onlarda yattı, sabah kalkamadım, ve işe adımımı atmamla tuhaflıklar silsilesi döngüm başladı, ne zaman kırılacak bu olay bilemiyoruz da, bir an önce kırılması için çok mu müslüman olmak gerekli, yoksa yanında gereken pek çok şeyi bir arada paket halinde sunmuyorlar mı bize? 



Her seferinde de ıskalamak, yok canım dedirtecek, dudak ısırtacak cinsten yahu...




.


9.07.2010

asu update olunca

*


Sabah uyandığımda bu planette ait olmadığım hissiyle update olmuştum sanki, nasıl yabancılaşma yaşıyorum anlatamam... Nasıl cümle kuramıyorum sen de fark ettin mi? Kara Şimşek in müziğiyle hareket ediyorum sanki, araba kullanırken aklım dııdıdıddıttt diye bir şeyler mrıldanıyordum lakin çok  ciddiye alınacak durumlar değil de, of ne bu salaklık bende ya?

Her şeyden kopuk lakin her şeyin içinde vıcık bir hayatım var sanki, nasıl hevesliyim sana, bu heves çok bana gibi, tatsızlığım neden peki, Bu kadar hevesle, bu kadar tatsızlık örtüşmemeli, nerelerdesin sahi? Uyuz.

Göksu ile akşam maske yaptık yüzümüze hahaha çok komikti, sanırım mineraller ruhuma iyi gelmedi... Nasıl zıplamak istiyorum, nasıl nasıl, inanmak istiyorum, kimi zamansa ne gerek var bu kadar inanmaya diyorum, inanmak kendine aldanışın güvenli sularında yüzmek gibi, insana güvenmek ise tamamiyle bolşit, kendimi senin yerine koyuyorum, emin olduğum onca şeyin yanında ki bu vakur duruşum nasıl aidiyetsiz bir yapılanmaya maruz. Gece, gündüz koşsam belki iyi gelecek, yıldızları yakalayabilseydik böyle sorunlarımız olmayacaktı, hepimiz bir tanrı olsak, kendimize bunu kanıtlayacak somut verilere olan ihtiyacımızdan sanırım hayat pırıltılarımız sönüyor, ay çok fenayım ben bugün, bugün hayattan muaf tutulabilsem ha olmaz mı?

Sanki omzunda saatlerce yatmak istiyorum, bu dinginliğe hazır mıyız ki? Eskisi gibi olmak istediğim şeyler var, eskisi gibi olmak istediğim yeni kişiler var, sadece geyik yapmak istiyorum, bu dünyanın kötülüğü, insanların gereksizliği bütün bu şeyler vesaireler illa ki yılgınlık yapıyor, o kadar saçmalaşıyor ki, dünyanın bir yerlerinde birilerinin açlıktan, susuzluktan, salak savaşlardan, kötü şartlardan yaşadığını bilerek umarsız gibi böyle kasvetlenmek çok hıyarca gibi geliyor, insan bu kadar aciz olmamalı değil mi? Bu kadar bencil, bu kadar kötü olmamalı, ben bile bu kadar umarsızmış gibi taksitler peşinden koşarken, işin anlamsızlığından yakınıp, dururken, kolay olanı seçmişken, bir başkasına diyecek neyim var ki?

Ama canım sıkılıyor işte....

Sen de gel artık ya, ne olacaksa olsun, sabırsızımdır, söylemiş miydim?


nokta, 

sahi şu ıtırlı çaylar ya da tomurcuklu çayla mucize gibi.... çok  hoşlanıyorum sizden, içmek istiyorum sizi.


.

19.06.2010




*

elbette sebepsiz yere çalmıyor mutluluk çanlarım çanların çanları lalalalalaa.

Sıcağın, nemin ve rüzgarın eşleştiği bu Haziran a yakışır günde annem İzmit yolcusu, ben çalışkanım. Bilemediğimiz günlere havanın tuhaflıklarıyla eşlik ediyor olması, katlanabilirlik derecemizi ölçmekte. Katlanamadıklarım ise cümle aralarına sıkıştırılmış tuhaf kelimeler sadece, önemsemiyoruz, önemsemeyin sizde.

Onun harici halen daha boktan bir hayat, esas boktanlığı cidden her yerde bu kadar travma yaratacak tuhaflıklar silsilesi iz sürerken, halen daha iş sıkıntısı, parasızlık, vs... gibi oluşturulmuş kişinin kendi bunalıımlarıyla boy ölçüşemiyor olması, hayat denen şey bu olmamalı, bu atmosferin altında nefes alıyor olmak bazen çok zavallıcaymış gibi hissettiriyor, size olmuyor mu? Dünya üzerinde ki onca şey size de ağır gelmiyor mu? Taksitleri ödeyebilmek için çalışmak ise en kolayı gibi görünüyor göze, buna mahkum edilmek ise her sıradan dünya vatandaşının doğduğunda hak ettiği ölüm bileti gibi.... 


Az önce aklımda bir şey vardı, unuttum.Gün içerisinde en savunmasız anında seni boğazından yakalayan iki eli içimizin sıkıntısı olarak da adlandırabiliyor olmamız, sadece cümle oluşturabilmemiz ile ilgili, bir bok yokmuş gibi üzerini örtüp yaşamaya devam etmek ise salaklığının, güçlülükle nitelendirilmesi, unutabiliyor olmak ise sana sunulmuş bir mucize, bokunu çıkarana kadar kullanmamanızı tavsiye eder, iyi günler dileriz.


Bugünlerde tek yapabildiğim otomatik hayat akışının getirisi işleri yapmak, uyumak, bi kaç bir şey daha, ne düşünmek istiyorum, ne de başka şeyler, tahammülüm azalıyor gibi, hani söylemek istediklerimden hiç bahsetmiyorum, kızgınlıklarım, kırılganlıklarım, aldanışlarım, hepsi anlamsızlaşıyor, sonrasında anlamları boş içsel serzenişlere ve gerisi hiçe dönüşüyor. Şimdilerde tek hayal kırıklığımsın, evet üzerine alınabilirsin.


.


24.03.2010



*

Sanki az önce yemek yemişiz gibi, oysa günü devirmek üzereyiz... Tüm yemek boyunca boğazıma takılan kelimeleri yutmaya çalıştım, sonra biraz daha salatanın morundan, ayranımı içemeyeceğim sanırım, çok feci burası, geldiğimizden beri aynı şarkı çalmıyor mu?

Tıkandım.
Mutluluğuna ışık tutan bir kaç kırmızı lahana boğazıma takıldı, geçmesini bekliyorum. 
Uzun zamandır hiç bu kadar saçma sapan olmamıştı hiçbir şey, iyi geceler cicim.


.

13.03.2010

üf
şikayet tahtası gibisin
bende de tüm alıngan kalkanlar açık ve çok savunmasız gibiyim ne var bu kadar alıngan olacak anlayabilmiş değilim, hani adam seni önemser gibi yapıor zaten, hani kendi manasında cümle kurarken yeterince bunu dilendirip de sen öyle olmadığını hissettiğini söylediğinde suçlunun sen olmasından farksız bütün mana karışıklığı oysa bana bunu hissettirenin de kim olduğı konusuna da bir açıklık getirmek çok yerinde bir davranış olacak.

neyse kısaca, onun için mühimmişim gibi tavır sergilemeler çok göstermelik hareketlere bürünüveriyor, ve gereksiz sefil bir çabaya sokuyor beni, kahrolasıca adamı yüz bin kere ararken aklın neredeydi diye sorarsan?
Sana ne, derim ben de... sana neeeeee


Ne sıkıcı bir tekerrürlük daha, aynı hareketlerden farklı sonuçlar bekleme yanılgısına düşmem ise su götürmez salaklık, of. Süslü kelimelerle salak hallerimi güzelleştirme çabamı  ise iç çekmekten farksız bir nefes alışla alkışlıyoruz, evet, evet takdirlik bir durum söz konusu....


Çok kızgın mıyım ki, sanmıyorum; insan, beni yanıltmıyor sadece yamultuyor, hiç değişmiyor olması da yanında büyük boy patates cipsi, zararlı bir alışkanlık oysa...

Oysa birazdan atlıyorum arabama gökyüzünün en muhteşem bulutlarını çekmeye gidiyorum, en güzel musikilerine eşlik ediyorum, hiç konuşmadığım insanlara tuhaf, sıkılgan cevaplar veriyorum, çiğ kokusunu içime çekiyorum, sen defter i kebirin numarasını yazarsın kıçına...

astalavista bebek...


3.02.2010



*

en saplantılı yanım, güzel gidiyorsa bir şey sürdürülebilir olmasına olan inancım sanırım, orada hata yapıyorum, güzel olan sürmez ki, sürmemelidir, bize öğretilenin dışına çıksan da, çıkmayanların kümesinin dışında kalırsın, hayat bi çare gibi, ama ne çare!  


Hayatın akışında ki rastgele gördüğüm pek çok şeyi önemsemediğimden karşımdakiyle aramda çıkan sürtüşmelerde, yıpranıyorum. Ne kadar çok bahanesi var insanoğlunun, hep bir bahane, hep bir tuhaflıklar silsilesi, sonrasında sana kalan zamanın tadından yenmeyen her yanı, sürdürülebilir tarım iyi bir şey, bir orman yaratmak gibi belki de, süregelen bir çaba ve bakmışsın üç nokta


Sabah, akşam Nouvelle Vague dinleyebilirim, nasıl hüzün baz, sakin bir ses tanrım, ruhumu yapılandırıyor. Yüzyılın acınası yalnızlık kokan filminde oturmuş bir sinema dolusu insanın üzerine yağan yağmur gibi bilog, yaz yağmuru olduğunu düşünüp de, dağılırcasına ağlayan yalnızlığım gibi belki de, ne tuhaf ironidir ki, kendimi böyle seviyorum. Sana yalvarırken ki hallerim geliyor, acınacak halime bir sigara daha üflüyorum, sonrasında geçiyor her bir şey, büyünce geçip, gidiyor olması ne şahane değil mi? 

Şimdi çantamın içinden çıkan ikisi bir arada kahve çok yakışıyor geceye ve damağıma, teşekkür ederim, bıraktığın koku için. Azıyla yetinebilen şahane insanlar için bir nefes daha çekiyorum ve kahvemi yudumluyorum, tüm imla hatalarım sokağın başında, umarsız bir o kadar denetimsiz. Evet sabahtan çok aşıktım   
lakin geçti, her güzel şeyin sonunda suratımın ortasına beklediğim ağır darbeli matkap etkisi yaratıyor yaşayamadığım huzurun, teşekkür  ederim. 

.




1.02.2010

*

hım, hımmm bir film hakkında yazacağım, çok heyecanlıyım,
yazacağım ama;
tam istediğimi anlatmışlar ve ben aşık oldum adama ay çok heyecanlı

yazacağım lakin,
yazacağımın, yazmak istediğim gibi olup , olamayacağından emin değilim, ay bayıldım yahu...
az bekle olur mu?