27.02.2009

170

.



sacid ilen Lostpervermek olmak çok keyifli, hani hızımızı alamıyoruz, adaya düşsek belki. Adam spoyler içerikli, üff.


savulun Lostsavar geliyor.





.

169




...

lalala laaaa lalalala

aynen bu şekilde ilerliyor melodisimsi, Fransızca bilmediğime seviniyorum, hani içlenir hissiyatına kapıldığım şarkıların, sözlerini bilmekten korkar oldum. hahahah ne salakça.


dün girdiğim depresyon hallerimden saçımın renginin aldığı nasiple kalakaldık, şükretmek için burada pek çok sebep bulabiliriz lakin gerek yok. Annemin tepkisine maruz kalmak, radyasyona maruz kalmak gibi bir şey olabiliyor çoğu zaman.


Neyse Tom Waits ve Jannis Joplin in fotoğraflarını çekmek için zaman makinesi icat etmek istiyorum, olmadı Lost adasına düşüp, Tunus tan çıkabilirim, Bencamin kuklaya çevirdin Lok amcamızı, nasıl asmak adamı öyle, kötü çocuk seni.


Neyse şimdilik bu kadar, ellerim üşüyor, sen hoh yap ellerime, S gibi kıvrılayım fotoğraflarında, çok şımarasım geldi gene, yine görüşürüz.



Her kouda fikir içerebilir
dağılalım.





sıpoylır gibi bir şey her hal.




24.02.2009

168

Bazı

çaba bile yetersiz
iyi hissetmem için

gerek yok bu kadar inanmaya, sonuç hep aynı aldanış.

23.02.2009

167

Yarın Hazar gelecek, bütün gün beraberiz, özlemişim sohbet etmeyi filan... Şu körfezde kendime yakın birileri olduğu için, en azından hafta da bir de olsa görüştüğümüz için alnımı eskitebilirdim, ama eskitmem ki hehehe.


Akşam üzerine doğru birden iyileşiverdim sanki, hani kendimi çok iyi hissediyorum.


Heyecanlıyım, güzel bir film arifesi, mısır da patlatacağım, çuf çuf. Banu da bugün Oskar törenini izledi, çok heyecanlı anlattı, Kate olgunlaşmış, olsun biz onu hamken de sevdik...

ihi.

yine geleceğim bilog,

Özgür, bu arada neredesin sen?


166

hehe

üst ego
alt ego
süper ego

duvar tenisi misali, tak tuk tok
çitonkkkkkkkkk


nan noluyor bana
hahah tuhaf tuhaf işler, duygular
bırın bırın
tehlikeli kara suları filan, korsan saldırıları olmadı miyk...



Bazı hallerini hiç sevmiyorum, bazı hallerimden nefret ediyorum.


Misal kuzu kulağı. Midas ın da eşşekti ne olmuş yani.

165

.



kovuğa çok italik yazasım geldi


.

164



Sabah uyandığımda iyi değildim, şimdi biraz daha iyiyim sanırım, yahut öyle hissediyorum, önemli olan da bu değil mi bilog? Çaput bebek gibi giyinmişim mazallah lavaboya gitmeye korkar oldum, lahana yaprağı gibiyim, kat kat, çok yorucu.


Sonra heheh, bana asucum diyor, içim çekiliyor. Bak yine oldu, ihi. Negzel diyor. Sonra elle tutulabilir bir mutluluk için bir Leica nız mı olmalı, çok pahalı bir mutluluk, hani elde tutulmadan sahip olununca bile mutlu olunabilir, bu paraya ne kadar önem verdiğini mi gösteriyor ağsuman, hayır f1.0 diyorum sana kartal gibi vuhaavvv. Bu konuyla ilgili çok bir bilgim yok açıkcası, olması da gereksiz, ilgimi çekmesinini tek nedeni başka birinden ötürüydü, şimdi geçti.



Neyse.



Mart kapıdan baktırır, bırın bırın sarmalanır, dolmalanır. İhi. Bırın bırın. Ne keyifli.


Fotoiz in şu Nisan olayını düşünüyorum, gözlerim kapalı.



Bugün gökyüzü muhteşem bir mavi ve gökyüzünde koyun sürüsü varmış hissine kapılacağın bulutumsu kümelerden mee sesleri geliyor sanki. Ne şa'ane diy miğ?Çok üşengeç olmasam şimdiye çoktan fotosunu çekmiştim ki.








163



Şu saate kadar Fyodor okuyabilmiş olmam az da olsa iyileşme yönünde büyük adımlar attığımın kendimce kanıtıdır. Diy miğ soru işreti.


Canım sıkkın nedenini bilmiyor gibi yapışım da kendi kendime bir takım saçma duygulara yenikliğim ve bunu kendime söylemeyişimden ileri geliyor olabilir, oysa buraya yazıyor oluşum tamamen meşrulaştırdığım bu durumu, yayınlayıp da okuduktan sonra bir yabancıya aidiyetlik kazandıracak olması gibi geçici bir süreç sağlayacak olması yoksa bal gibi biliyorum, nefret ettiğim birisinin esasen nefret de değil bu gereksiz bir canlının yamacımda olma ihtimalinin -e hali diyelim. Adı geçtiğinde bile tüylerim diken diken oluyor. Yapmacık şey, hani bilmesem neler düşünüp, nasıl hareket ettiğini ama neyse, çok da önemsemiyoruz, anlık sinir kasılmaları yaşatabilir, kaldı ki bu da mühim değil.






Fotoiz in Nisan da Ölüdeniz de fotoğraf kampı varmış, kulağa ve göze hitap edişi süfer şa'ane ötesi gibi duruyor.


Bugün o kadar çok uyudum ki, dün o kadar çok uyudum ki artık uyumak istemiyorum, uyuşuyorum sanki, uyudukça üzerime bulaşan bu hastalık geçemeyecekmiş gibi geliyor. Heroes da bölüm bırakmadım, Fyodor Fyodor Fyodor eminim yaşıyor olsaydı yeter be kuzum derdi. Çeviri yapan insalarla bir görüşmek isterim, nasıl bir egodur bu yahu? Çevirmen egosu, kendinden kattığı bir şeyle sanat adına büyük işler yapmış olmanın haklı gururunu kahve içerek demlendirmek de olabilir bu. Ay bilmiyorum.


Sürekli portakal suyu içtim, boğaza bi fıs, tok karına bir ilaç, sonra terleme sanatı, ılık duş, karın acıkması, tuhaf bir öksürük ve bitkinlik biraz uyku sonra yeniden aynıları, akşam sekizde ilacım var unutturma anne! Tüh bir şey olmaz yarım saatten, hem hap nereden bilecek anne, içiyorum işte. Ay sorun değil benim için, sen neden bağırıyorsun, görmüyor musun hastayım ve algılama düzeyim sıfırın altında don tuttu, uff. İki günü muhtemelen yatağımda, oturma odasında, mutfakta bu şekilde geçirdim. Bir üçüncü güne katlanamayacağım, hani sağlıklı olsam da böyle aylaklık yapsam mucize olurdu da, bu ne şimdi evimden soğudum sanki. Kubricklerin yarısında hep uykuya daldım, Fyodor mucizevi kurtarıcım, Heroes ise can sıkıntımın hepsini alıp götüren kahraman sivil örgütlenmesi gibiydi, bu zorlu hastalık günlerimde beni yalnız bırakmadığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederken, bir süre görüşmesek de olur diyorum. Ya siz?



Sabah erkenden uyanacağım, salak hastahane görevlisinin yapamadığı provizyon işlerini halledeceğim, özel hastaneye gidiyorsun, acildeki doktor seni şöyle karşılıyor, eğer ateşiniz yoksa devlet tarafından ssk lı iseniz size bakamayacağız, baştan söyleyeyim, yooo özel sağlık sigortam var, e o zaman buyrun hemen kontrol edelim, e sağolun doktor. Yalnız eleman yok provizyon işlemlerinizi halledemeyeceğiz Pzt tekrar sizi getirmek durumundayız diye de bitiyor muayene, lan ben böyle .... diye saydırmak geliyor içimden, tutamıyorum.




cidden Nisan da kampa gitmeli; dey mi blog ne dersin?






22.02.2009

bu 162 olsun

.

canım blog, çok hastayım, böyle etlerim çekilirken, çimdikleniyormuş gibi tuhaf bir duruma gark oldum ve soluğu doktorda aldım. Şİmdi uyuyorum, uyuyorum, uyuyorum o yüzden bu sabah artık uyuyamadım, şimdi de canım sıkılıyor, tek düzze basit bir roman okudum, cümleler, anlatım biçimi o kadar sıradan ki daha da canımı sıktı. Neyse...



Şİmdilik havadisler böyle, inan gözlerimin için acıyor yahu.
Yeni yaşımın vermiş olduğu yorgunluğa bağlıyorum. Şimdi biraz Kubrick izleyeyim diyorum, dışarıda nasıl güzel bir ışık var, iyi olsaydım fotoya çıkardım, üff. Film gibisi yok şimdilerde öperim kuzum.

20.02.2009

160


.


*





Banu, çok severmiş onu; ona fidyolar hazırlarmış, onu ağlatırmış,
onu taaa 93 yılına götürmüş bi de günümüze getirmiş
işte onlar güzel süper kahramanlarmış
onların kışlık pelerinleri varmış
onlar taytlarının üzerine diğer kahramanlar gibi don giymezlermiş
kimse bilmezmiş onlar bir birlerini çok severlermiş
bi de Banu olan kahramanımız
O olan ben kahramanımızı ağlatırmış

ay çok ağlıçam bak Banu, yapma bana böyle şeler
büğ....



*yukarda gördüğünüz bağyaan O

19.02.2009

159



bilog numarada bir karışıklık var ama çaktırmayalım, sayamayacağım şimdi pff.


jazz dinliyorum, Frank Sinatra ile adını bilmediğim ama gözümün önüne gelebilen başka bir zenci adamın sesine benziyor, canım sıkılıyor. Şuurumu kaybetmiş gibi kabak çekirdeği yedim; acı çıkınca çok feci oluyor bilog; ühü. Geçmiyo bak acısı, ne şanslısın bilog, ağzının acımak gibi bir durumu yok.



Bugün o kadar çok şey okudum ki şimdi hatıramda kalan ise -acaba aklımda kalan kullansam cümle gidişatına daha mı hayırlı bir iş yapmış olurum- hiçbir şey. Hayırlı bir insanım bilog, bu yadsınamayacak gerçekle gün gelecek herkes yüzleşecek, şu an o kadar güzel bir musiki dinliyorum ki, dıdım dım dıım tıkatık....


İspanyolca mı, Portekizce mi, ay bilemedim. Esasen ben Portekizce şarkı dinledim mi bilog? Hatırlamıyorum, sanki dinlediğim her parça şimdiden Portekizce ye dönüşüyor gibi, tınılar çok Portekiz geliyor, hahah.



Yok yahu bu arak bi şarkı, bizim eski üstadlar üzerine şarkı sözü yazıp kesin Tanju ağabeyimizin tok sesine okutmuşlar gibi bir hava katıyor kendisine, ne güvenilmez bi musiki dünyasında güzel tınılarımız ve lest efemiz ile kıt kanaat mucizeler biriktiriyoruz.


Özgür'ü çok seviyorum, evet duvarlarla konuştuğumu bildiğinden değil, anlıyor olmasından da değil, çok zıpa oluşundan bütünlemeye bırakıyorum onu, mihihi ne tatlı bir çocuksunuz düğün fotoğraflarının aranılan jönü gibi; bu düğün sensiz olmazdı be özgürüm...


Rüyamda, duvarındaki büyülü perde gölgelerini görüyorum, bir de görüşmemizden sonra çektiğin vidyoları, heyecanını kitliyorum yüreğime, kalbimiz negzel de atıyor, tıp tıp tıp diye senin ki; pıt pıt pıt diye de benimkisi...



Canım şimdi bu karaparçasının aşağısında bir yerlerinde olmak istedi, eminim bir kaç gün sonra da yukarılarında bir yerlerinde olmak isteyecek.


Aşırı minnet yüklü olabilirim, saçlarımın elektiriklenmesinden belli, saçlarım tavus kuşu kuyruğu gibi. İyi geceler bilog.




miyk.

17.02.2009

158

...


Birden yakın davranmak gibi bir sorunum olsa da birden çekilmek gibi de şa'ane tavırlarla donatılmışım. Şa'ane ötesi tutumlar sergiliyorum, heheh.

Uyuz oldum!




.

157


*



Last efemimizin duygusal çarpışma istatistiki bilgilerine hemen ulaşabiliyor olmamız, ne kadar sapkın boyutlarda Jeff dinlediğimin su götürmez, kervan uçurur kanıtı... Gerçi Rachael ablamız olsun canım Portishead ve canımın içi Beirut olsun; olsun da olsun... Musiki aşkına, her duyguya boğulacak ayrı musiki sellerine kapılabiliyorum.



Passanımcığımın cafè de pass ı ise ziyade olsunların Mehmet Efendili sohbetlerine gark olmak gibi... Sanırsın peri bacalarına yansıyan uçan balon gölgeleri arasında, sarı sıcak ışık patlamalarıyla, kavurtan esintisiyle alabildiğine musiki vaad ediyor biz sevdiklerine, ay canlarımmm demesinden kelli; seviyoruz kendisini çok, en yakın zamanda aynı hudutlar içerisinde, aynı coğrafyanın musikiperverlerinden olmayı da dilemeyi unutmuyoruz.



Diğer her şeyse güzel sanırım bilog, çatı katı hayallerimin son sürümü yeni güncellendi, güncellenen yeni hayal mahsulü dosyalarımızda kasabaya panayır kurulmuş havası püfür, püfür... Sonrasında sağlıklı oturup da düşünmeyip, genelde akışına bırakılan olaylar silsilesi bulutundan kaçma isteğine gark olma hali, sonrasında ise güzel düşler, güzel düşüşler... Çifte kavrulmuş, ağır aksak titreklikler. Ve suyun her daim dinginliği, uçuşan sarı gölgeler ise büyüleyici..


Neyse bilogum, ben de coşku var anlayacağın, bi tuhafım zira baharın yaklaşmasından yahut hissettiklerimin gerçekleşiyor olmasından yahut nefes alabiliyor olmam bile buna neden olabilir çok düşünüp de ziyanlığa gerek yok, güzel işte bebeğim.



Erik ağacım olsa, nasıl mutlu olurdum.



dıdım dıdım dım.


Kalın sağlıcakla, yazacağım yine...

16.02.2009

156




.

Biliyorum, yazmıyorum.
Yazacak çok şeyimin olması, yazmamı gerektirmeyecek türden şeylerle dolu olmasıyla aynı düzlemde sanırım...

Tuhaf bir tat var bilog, Joan Baez dinlemek gibi kekremsi ve inadına bir şeyler arşınlatıyor hayat. İçimin kıpırdanlığını gizlemekten yanayken, birden yüzüme, gözüme bulaştırdığım coşkuyla yapayalnız kalıyor gibiyim. Çok mutluyum, bozulmasından korkacak kadar güzel bir mutluluğum var.

Sonra kendisinden emin duruşuyla, kulağımı okşayan sesi var; bir de bilog, sana söylemek istedikleirm var.

İlki ayrılırken ki bakışları Fransızca müzik dinlemek gibi bir etki yapıyor, sürekli anlam yüklemeye çalışıyor gibisin, ahengi o kadar güzel ki; bozmayacak türden, bilmediğin bir dilin yumuşaklığını dinlemek gibi...

Nasıl ifade ama? *o*

İkincisi içtenliği sarıp, sarmalıyor; kulağıma Cevat Çapan dan bir şeyler okurken, neler yüklüyor sesine biliyor mu acaba? Yükleme sorulacak ne varsa üzerine alınan gizli özne miyim dersin. Alıngan gizli özne... Hihihi negzel bir gizli özneyim, cebinde iyelik ekleri bekleşen kumrular gibi...

Sonrası yok işte, var olanı içimde bir yerlerde. Yazacağım bu aralar bilog çok fazla, yazmak istiyorum, Tanju Okan dinlemek gibi bir de adamın sesinde ki o tok içtenlik ve güven duygusu onda bütünüyle harmanlanmış gibi; öyle bir his işte; gereksiz belki de
neyse
görüşürüz bilogum.




.

10.02.2009

155



.

Bırın bırınn

hayat yine şa'ane dönemlerinde; hani vakit yine aynı vakit; ben yine aynı ben tek değişen O, ne müthiş değil mi? Bir de işte şimdilerde çok mutluyum, bozulsun istemediğim pek çok şey var, düzelmesini istediğim bir şey var, o şeyin haricinde her şey gayet tarçınlı kek tadında...


Ne güzel koktu.


Özgür üm haklı olabilme ihtimalin çok yüksek sanırım.

Yine de hayat diyoruz, eskilerimize bakarak, sadece korkmuyoruz.


Dıp dıp tım tık tak...



.


7.02.2009

154

...



yazacak hiçbir şeyim yoktu, şimdi şaşkınım...
çok şaşkın...


.