1.10.2008

34



*

Uzun zaman olmuş kovuğa yazmayalı, sabah yüzümü yıkamadan girip bir şeyler yazdım. Ne ki şimdi bu? Bilmem, eskiden bir rüya görmüştüm. Hüzünbaz diye bir istasyon kuruyorduk, insanların hüzünlerini ölçüp, saçma sapan şeyler yapıyorduk. O kadar saçma sapandı ki, hayat kadar gerçekti nerdeyse diyebilirim. Çok eğlenmiştim oysa. Ne hüzünler biriktiriyormuş insanoğlu, insanın tekmeleyesi geliyor; durmadan, usanmadan.


Hepsi rüyaydı, uyandım. Oh.

Hahah! Cidden tekmeleyesim var hayatı tam kıçından.



Şimdi bıraktım seni hayat, ne halin varsa gör, inan umurumda bile değilsin, yine eskisi gibi anlaştık mı? Sen bildiğini oku, ben dahil olmaya çalışırım, elimden geldiğince. Hadi canım, yorma beni.



Yahu benim ayaklarım ne zaman ısınacak, ne zaman güneş tam oniki de tepemizde parlak ışıklar saçıp, bizi umutlandıracak. Ne zaman? Ne zaman?



Mesela aklıma Elif şafak geliyor, ben kusmak istiyorum. Öyle düşün, ya da düşünme. Rüyamda pek çok şık giyimli kapalı hatun pasta yiyordu, belki de dondurma, kaşıkla işte, belki de çorba içiyorlardı, ama nasıl bir ihtişam vardı kıyafetlerinde, nasıl bir ahmaklık hareketlerinde, nedeni, ne içini olmadan aynı yüzyıla sığdırılmış vücutlardık, kimin ne kadar örtündüğü aslanın sorunuydu, Bu junglenin kralı oydu, sizinkini bilemem.



Neyse bunlar kalmış, şimdilik parlak zihnimde, birazdan unutulacaklardı, belgelemiş olduk. İnsanlık benden çok şey bekliyor, yine uyuyayazmışım. Hahaha! Uyuyayazmak, kör olurcasına salaklaşmak manasında kullanılmıştır. Hahahha.



Çok gülüyorum, kendimce; size ne ki bundan.



Tamam diğer sayılı konu başlığımızda görüşmek üzere, şimdi dağılıyoruz. Birkiüç.



.





Hiç yorum yok: