23.09.2009




*

Şimdi;
sen yoksun misal, hiç uyumak istemiyorum.
Sen yokken; saçlarıma bağdem yağı sürdüm, siyaha boyadım, fotoğraf çektim, 3podu ayarladım, taymırını ayarladım, koştum,  kadraj alabildiğince en uzaklara, rüzgarlar çıktı, üşüdüm, sinemaya gitmek istedim, gitmedim, esasen gittim de, girmedim, ülkeye biraz daha küfür ettim, last fm sayfamdan oldum, susadım, Cohen in fotoğraflarını çekmek istedim, işe gittim, raporlara baktım, hesaplar yaptım, telefonlar çaldı duymadım, sen aradın, seni duydum, sen yoktun, ben sabırsızdım, sabrımı kuşlar yedi, ben de yüzümü ekşittim, güldüm, fotoğraflarına baktım, nevresimleri değiştirdim, kokunu içime çektim, sen yoksun misal, her gün yaptığım şeyleri camdan atmak istedim, sen topla gel istedim, sadece bana bak istedim, gözlerini avuçlarıma alıp, beni gördüğün gibi bakmak istedim, bulut yuttum, çok güzeldi...

Ama sen yoktun, ben bunları yaptım, çoğunu uydurdum, çoğunu da içimi çeke çeke izledim.


8.09.2009



*

şimdi gece güne teslim olmadan, sarılıp, uyumak istiyorum seninle; sen de caps açık, raporlar, işler vesaire, vs... sadece sarılmak, sarılmak, sarılmak evet sarılmak tüm gücünle...

Belki biraz daha uzun konuşurduk, sırf sesini duymak için her şey, ne konuştuğunun hiçbir önemi yok, sadece konuş; sonra müzik dinler, izlemediğimiz filmlerden bahsederdik, izlemek istediklerimizi listeler, patlatacağım mısırlara şekiller beğenirdim, hepsi sen varsın diye.

Sonra bir sigara daha yakar, içemeyeceğim ben bunu sanırım derdim. Sonra bir nefes daha, nasıl güzel bunu senin yanında içmek derdim, yokken unuttuğumu bile bile, sarıl bana, uzun uzadıya, hiç bırakmayacasına, sarıl bana...


Sonra uzun, uzun bakardın bana; anlamsız bir utanma bende, önce ellerimi açardın, öperdin sonra... Sonra... Sarıl bana... Sarıl uzun uzadıya, tüm gücünle.





7.09.2009



Günlerdir tırnaklarımı kesmem gerektiğini söylüyorum. Günlerdir tırnaklarımı kesmediğimi kahretsin ya! ünleminden sonra fark etmiş olmamsa, bu bilogun yazı kalıbı haline bürünüveriyor.
Bürünüvermek... Komikleşiyor.

Canımın en nadir sıkıntılarına gark olan bir regl günlerime daha hoş geldin bilog. Bu can sıkıntıları lüksmüş gibi geldiğinden sadece sevgilimle paylaşıyor olmam canını sıkmıyordur umarım. Sevgilimin ise seninle bu durumu paylaşmama kızacağını biliyorum, o yüzden bütün ruh sıkıntımı ona aktarıyorum. O da bunlar bana çok tanıdık geliyor demekle yetiniyor, demese de tahmin edebiliyorum, neler diyebileceğini, duymak istemiyor lakin kendisini sabrından ötürü öpüyoruz.
O kadar yakışıklı ki, en sevdiğim pantolonu ve güneş gözlüğüyle, gerisini bize bırakıyorum.


İş bu kadar nefret dolu bir yer halini alabilir mi bilog? Salak insanların tek sorunu ne kadar salak olduklarını sürekli hatırlatmak zorunda kalmak, yoksa salaksın zaten, hani salak olduğunu fark etsen, salak olmazdın. Uğraşma bu kadar.

Çok eğleniyorum esasen, herkesin işinden daha çok yapacağı şeyler var, bu yüzden mesai kavramı ortaya çıkmış bilog. Neyse şimdilerde kıçımın kenarlarının bile düşüneceği çok fazla şeyi var.

Chuck Palahniuk'a gün geçtikçe daha çok bağlandığımdan bahsetmiş miydim. Heyecandan kitabı bitiremiyorum. Chuck'ı bir kamyoncuya yakışır duygularla hırpalayarak sevmek istiyorum.


1991 de liseye başladığımda ne kadar çok, halkların kardeşliğinden ve ya kürtlerden bahsedersen o kadar çok solcu oluyordun, şimdilerde AKP nin bu kadar çok solcu olması ne komik değil mi? Üstelik de aynı politikaları pek çok gurubun savunup da sonra saçma sapan solculuk naralarına boğulmaları, her sistem kendi solcusunu, liberalini, demokratını, milliyetçisini, islamcısını ve ıvırını zıvırını yaratır. Bu kadar kıç yırtmaya gerek yok, kimse orasının refahıyla ilgilenmiyor sonuçta.


Bu ülkede bu kadar çok konuşulduğu için her şey boka sardı, otu da, boku da konuşuyor kardeşim.


Yaşamak bu kadar zor mu? Evet birileri için zor, geçen gün bir maille Vietnam Savaşı fotoğrafları elime ulaştı, fotoğraf çekmekten soğudum. Ne kadar anlamsız, kimse anlatamaz bana çocukların neden öldürüldüğünü, hangi sebepler için öldürüldüğünü ve barış için neden savaşıldığını, demokrasi için neden bir yerlerin bombalandığını, bunu kimse anlatamaz.

Ne çok seviyor insan uyumayı, uyutturulmayı.


Sadece yaşamak istiyorum mesela, hayata geldiğimden ötürü borçlandırılmadan, bir şeyler bana dayatılmadan, sadece nefes aldığımdan ötürü yaşama hakkımı kullanmak istiyorum.
Başka hiçbir şey.