Negzel değil mi bilog?
Ben de öperim.
Kafamın içindekilerle, hayatımın içindekiler örtüşmüyor. Ne olması gerektiğine dair somut çözümler sunamasam da, bu süreci olağan bir hale sokmak niyetinde değil gibi görünüyorum, en azından şimdilik. Şu internet belası zamanımın pek çoğunu kapsıyor, kitaplıkta okunacak kitaplar kısmında yer kalmadığından, yeni bir raf daha oluşturarak, bekleyen satırlarımıza bahşediyoruz. Odadan her içeriye girdiğimizde bizi karşılıyorlar, ben utanarak kafamı öne eğiyorum, ne salakça değil mi bilog?
Bu kış ne zaman geçecek ki? Üşümekten korkuyorum. Fotoğraf çekemiyorum. Kitap da okuyamıyorum. Sevdiğim arkadaşlarım başka, başka şehirdeler zaten. İki saat uzaktaki Cem le bile görüşemiyorum. Akşam bana hıyar dedi. Meğersem buraya gelecekmiş, ben imalardan anlayamadığım için, davet edemediğimden bana hıyar dedi. Bugün sorduğumdaysa açıklamasını yapıyor, hıyarların ağası ne olacak. Sanki davetlerle gidip, geliyoruz bir birimize. Hıyar. Hıh.
Bu ülkede hayallerinin, isteklerinin olması çok zor. Ortaçağ aristokrat ailelerine benzer aile nitelikleri taşımıyorsan, bu ülkede yaşayıp da, farkında olmak, hayatını kabusa çevirmekten başka hiçbir şey değil. Sana sunulanla yetinemiyorsan yemişsin boku, yediğimden biliyorum. Bir kısım orta yaş üzeri insanların saçma hayat ve mevki hırsları içerisinde, bir takım insanların ise kaderine razı tutumlarının arasında, saçma hayatlara tanıklık ediyorsun. Kişi bu ülkede hayatıyla ilgili kararlar verirken bile, sistemin sunduklarıyla boğuşmak ve alternatif oluşturmak zorunda bırakılıyor. Sonrasında da kabına, beyne sığmayan pek çok şey le göt gibi kalıyorsun. Saçma geleneksel ve feodal yapının sarmaladığı her bünyede geçici boşluk süreçleri oluyor ve ne yazık ki ulan ne zaman öleceksek ölelim de bitsin bu işkence diyorsun. Tabi senin boşluktan böyle olduğunu düşünen büyüklerinin göstereceği pek çok örnekle, Filistin de yahut Irak ta ya da Afganistan gibi dünyanın üçüncü ülkelerine layık görülen yerlerinde doğmadığından şükretmen bekleniyor. Kimse sana rahat yaşayan aynı atmosferle sarmalanmış dünyanın ferah yaşayan yerlerini örnek olarak göstermiyor hoş gösterse ne değişecek ki? Sistemin içinde yutulacak küçük bir zerresin, sistemlerin daha büyük işleri olur, daha katledecek çok milletleri, kazacak çok toprakları, genişleyecek çok sınırları.
Neyse, nereden nereye geldim.
Sonrasında kimse için önemli olmayan bir mevzu; çok değil şöyle durup bir saat soluksuz şu musikiyi kimle dinleyeceğim acaba? İnan dünya barışı için gereksiz bir şey bu, inan ekonomik krizleri çözmüyor bu. Kimin umurunda ki bilog?
Havanın griliği içime oturdu sanki, böyle havalar iç sıkıntılarını tetikleyici unsur taşıyor. Zamanın bir yerlerinde sıkışmış, kalmış bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Ne olduklarını bilemesem de, bir şeylerin olduğunu düşünmek, bünyeme nane şekeri yedirmişsin ferahlığı yaratıyor.
Birileri tarafından unutulmak yahut önemsenmemek ne kadar yaralar insanı? İçinde bir yerlerde halen daha sen olduğu düşüncesi, nasıl okşar ruhun karanlıklarını. Bugünlerde sık, sık takılıyor kafama. Kırılganlığımı asla geçiremiyorum, sinsice yatıyor içerimde, kırıldığımda karşımdakinin de pek haberi olmuyor, ters giden bir şeylerin farkındaysa ne mutlu ona, zaten anlayabileceği zamana kadar usulca çıkmış oluyorum köşesinden, bucağından.
Hani bir gün konuşurken öylece kalmıştım, ötesi yoktu; kalakalmıştım. Acımıyordu bile, öyle hissiz. Şimdi yazabiliyorum; zaten yazabiliyor yahut dile dökebiliyorsam, sindirmişim demektir.
Sonuçta hepimizin içinde bok var.