4.01.2009

153

Çok üşengeç bir Pazar, banuşuma mektup yazdım, bir kaç fotoğraf koydum. Yarın postalayacağım. Sabaha kadar Özgün ile konuştuk, çok eğlendim. Sinemaya gitsem mi, gitmesem mi? Karar veremedim, çok üşengeç oldum, yayılıyorum. Geç yattım ama uyuyamadım, sabah bir iki fotoğraf çektim. Annemle uğraştım. Dün hiç keyfim yoktu, bugün şa'aneyim.

Negzel değil mi bilog?
Ben de öperim.

3.01.2009

152








Kafamın içindekilerle, hayatımın içindekiler örtüşmüyor. Ne olması gerektiğine dair somut çözümler sunamasam da, bu süreci olağan bir hale sokmak niyetinde değil gibi görünüyorum, en azından şimdilik. Şu internet belası zamanımın pek çoğunu kapsıyor, kitaplıkta okunacak kitaplar kısmında yer kalmadığından, yeni bir raf daha oluşturarak, bekleyen satırlarımıza bahşediyoruz. Odadan her içeriye girdiğimizde bizi karşılıyorlar, ben utanarak kafamı öne eğiyorum, ne salakça değil mi bilog?



Bu kış ne zaman geçecek ki? Üşümekten korkuyorum. Fotoğraf çekemiyorum. Kitap da okuyamıyorum. Sevdiğim arkadaşlarım başka, başka şehirdeler zaten. İki saat uzaktaki Cem le bile görüşemiyorum. Akşam bana hıyar dedi. Meğersem buraya gelecekmiş, ben imalardan anlayamadığım için, davet edemediğimden bana hıyar dedi. Bugün sorduğumdaysa açıklamasını yapıyor, hıyarların ağası ne olacak. Sanki davetlerle gidip, geliyoruz bir birimize. Hıyar. Hıh.



Bu ülkede hayallerinin, isteklerinin olması çok zor. Ortaçağ aristokrat ailelerine benzer aile nitelikleri taşımıyorsan, bu ülkede yaşayıp da, farkında olmak, hayatını kabusa çevirmekten başka hiçbir şey değil. Sana sunulanla yetinemiyorsan yemişsin boku, yediğimden biliyorum. Bir kısım orta yaş üzeri insanların saçma hayat ve mevki hırsları içerisinde, bir takım insanların ise kaderine razı tutumlarının arasında, saçma hayatlara tanıklık ediyorsun. Kişi bu ülkede hayatıyla ilgili kararlar verirken bile, sistemin sunduklarıyla boğuşmak ve alternatif oluşturmak zorunda bırakılıyor. Sonrasında da kabına, beyne sığmayan pek çok şey le göt gibi kalıyorsun. Saçma geleneksel ve feodal yapının sarmaladığı her bünyede geçici boşluk süreçleri oluyor ve ne yazık ki ulan ne zaman öleceksek ölelim de bitsin bu işkence diyorsun. Tabi senin boşluktan böyle olduğunu düşünen büyüklerinin göstereceği pek çok örnekle, Filistin de yahut Irak ta ya da Afganistan gibi dünyanın üçüncü ülkelerine layık görülen yerlerinde doğmadığından şükretmen bekleniyor. Kimse sana rahat yaşayan aynı atmosferle sarmalanmış dünyanın ferah yaşayan yerlerini örnek olarak göstermiyor hoş gösterse ne değişecek ki? Sistemin içinde yutulacak küçük bir zerresin, sistemlerin daha büyük işleri olur, daha katledecek çok milletleri, kazacak çok toprakları, genişleyecek çok sınırları.


Neyse, nereden nereye geldim.


Sonrasında kimse için önemli olmayan bir mevzu; çok değil şöyle durup bir saat soluksuz şu musikiyi kimle dinleyeceğim acaba? İnan dünya barışı için gereksiz bir şey bu, inan ekonomik krizleri çözmüyor bu. Kimin umurunda ki bilog?




2.01.2009

151




Havanın griliği içime oturdu sanki, böyle havalar iç sıkıntılarını tetikleyici unsur taşıyor. Zamanın bir yerlerinde sıkışmış, kalmış bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Ne olduklarını bilemesem de, bir şeylerin olduğunu düşünmek, bünyeme nane şekeri yedirmişsin ferahlığı yaratıyor.



Birileri tarafından unutulmak yahut önemsenmemek ne kadar yaralar insanı? İçinde bir yerlerde halen daha sen olduğu düşüncesi, nasıl okşar ruhun karanlıklarını. Bugünlerde sık, sık takılıyor kafama. Kırılganlığımı asla geçiremiyorum, sinsice yatıyor içerimde, kırıldığımda karşımdakinin de pek haberi olmuyor, ters giden bir şeylerin farkındaysa ne mutlu ona, zaten anlayabileceği zamana kadar usulca çıkmış oluyorum köşesinden, bucağından.



Hani bir gün konuşurken öylece kalmıştım, ötesi yoktu; kalakalmıştım. Acımıyordu bile, öyle hissiz. Şimdi yazabiliyorum; zaten yazabiliyor yahut dile dökebiliyorsam, sindirmişim demektir.

Sonuçta hepimizin içinde bok var.

1.01.2009

150


müziğin sesi çok, kulaklıkla müzik dinlemek ruhumun özel mülkiyeti gibi, canım feci sıkılıyor, şu Rachael in sesi beni benden alıyor, Jeff ise tek kişilik orgazm, burda passım deli diyor ve ünlem koyuyor yanıma, lazım olur ilerde bu ünlemler diye ceplerime tıkıyorum. İç mihrak açılmış tekrar mutlu oldum, bunca yıldır hiçbir şeyin değişmediğini bildiğimden, umutlu insanlara acıyarak mı bakıyorum nedir, onlar da bana tuhaf bir buruklukla bakıyor. Aklıma olmadık şeyler geliyor, işimin tuhaflığı nedeniyle eskittiğimiz günleri, yenisiyle değiştirmek için, bir organizasyonda bulunmak zorundaydım, adam son on saniyeyi sayarken aklıma Bukowski takıldı " kadınlar her yere yanlarında aynayla gitmekten vazgeçtiklerinde bana kadın haklarından söz edebilirler belki" ve bana bahşedilen yeni güne girdim. Belki de kemikleri sızlamıştır. ihi. Hayat boyunca neleri elde etmiş olmak önemlidir ki, elde etmiş oldukların ne olmalıdır ki, nasıl bir aidiyet hissi insanı savurabilir ve tuhaf kibirli, bencil kişiliklere dönüştürebilir, bunca uğraşa ne gerek vardır, bunca şey nasılsa son bulacaktır, nasılsa günü gelecek ve dünya üzerindeki konforun hiçbir şeyle örtüşmeyecek. sonra düşündükçe anlamsızlaşan onca şey gibi, gökyüzünden bir bir her şey düşecek.



Halen daha son nefesim için bir track list hazırlamak, şu ana kadar yaptığım en anlamlı şey gibi. halen daha müzik dinlerken, kendimi kaybetmek dünyada olmaya değer gibi, halen daha bir yerlerde seninle aynı şeyleri yaşayan insanlarla sohbet etmek, konuşmak için uğraşmamak en güzeli, halen daha mastar eklerinden muaf tutulmak istiyorum, halen daha şu küçücük dünyam o kadar yıldızlı ki, inan parlıyoruz.



İnsanlardan bir şeyler beklemeyeli uzun zaman oldu da, bu kadar ucuz olmalarına halen daha şaşırabiliyorum. Kendince büyük travmalar yaşadığın konuların gereksizlikleri, geçen zamanın yazıklığıyla birleştiğinde, düşünülmeyecek konular kısmında ünite birden sorumlu tutuluyorum.
Yarı yıl tatiline de az kaldı, çalışmak lazım.


Bir şekilde mutsuzum, bir şekilde mutsuzluklarım kendi yarattıklarım, eminim insanların bu mutsuzluklarım hakkında diyecekleri pek çok şeyleri vardır, eminim pek çoğundan şanslı olduğum, şükretmem gerektiğini, bunları kendimin yarattığı gibi klişe söz kalıplarına maruz bırakılacağım lakin gelip, geçiyor işte kendimce yaşadığım hayal kırıklıklarım yahut olmasını istediklerimin bir şekilde olmamasından dolayı kendime yaşattıklarımdan ben kimi sorumlu tutuyorum ki, hiç kimseyi. Birilerinin benim kişiliğimle ilgili yorum yapmasını, hareketlerime anlamlar yüklemesinden nefret ediyorum. Olağan toplumsal yargılara göre davranış biçimleri sergilemiyor oluşum doğru olabilir. Bundan kime ne? Dayatılan hayatlara maruz kalmış pek çok canlı var sokakta... Onlarla yaşamak zorunda bırakıldığımdan, aynı havayı soluduğumdan ben bir şey diyor muyum size?